Yara bir gün kanarya

Yara bir gün kanarya

1998 yılında Türkiye Kupası çeyrek final rövanşı. Trabzon...

İlk maçı evinde 2-1 kazanan Fenerbahçe ikinci maçta Trabzon deplasmanında bitime 20 dakika kala 1-0 mağlup duruma düşünce tur  avantajını kaybediyor. Golden 5 dakika sonra Uche kırmızı kartla oyun dışı kalıyor ve tur umutları iyice kayboluyor.  Trabzonspor 2. gol için bastırırken oyun alanın kenarında duran Fenerbahçe'nin hocası Otta Baric son kozunu oyuna alet ediyor. Her yol mubah ya; kurşun yemiş gibi yere kapaklanıyor. Yerde acı içinde kıvranmakla kalmıyor sürünerek sahaya girip maçı durduruyor. 

Sağlık ekibi hemen olay yerine geliyor. Tıbben yapılacak bir şey yok çünkü bir şey yok. Kapak gibi bir şey  var atılan; birde kurşun yemiş gibi yere kapaklanan İsmi cismi belli bir madde. Made in Hırvat. 

Fenerbahçe teknik direktörü Otta Baric.

Otta Baric tribününden atılan (kapağa benzer) maddenin sırta temasıyla komaya giriyor. O gün olmayan bir taş, olmayan bir baş dikiş tutmuyor. 

Hakemin kalkması yönündeki tüm uyarılara cevap vermeyen Bay Otta, topu dikiyor. Kan yok ama... 

Fenerbahçe takımı sahadan çekiliyor. Hakem maçı tatil ediyor...

20 Yıl sonra...

Hani abartılı buldular ya Güneş yarığını yaranlar! Hani kan yokmuş ya! Kansız olan asıl bu açıklama. Hani bi laf var ya kişi kendi gibi bilir işi. Yarığı abartı diyor.  Öyle taşa böyle yarık olmazmış! Yarık uzmanı Kocaman, yarık  “Küçük” diyor. Küçük bir şey büyütüldü diyor. Aykut hoca. Aykut  Kocaman, kocaman kocaman... Topçuydu o zaman. Başkan Ali Şen. Hesaplar küçük, oyunlar büyük, Yalanlar Kocaman... Yarık abartılı, kafa dikişli. Kan yok ama... Olmasa keşke ama kanıyor zamanla. Kanarya...

Sonra nokta atışı yapan bir seri katil sakinliğinde darma duman ettikleri gündemin içinden  yürüyerek uzaklaşıyorlar. 

O gün Fenerbahçe Başkanı onay vermese takımın teknik direktörü Otto Baric  40 yıl düşünse aklına gelir mi bu acaba? 

Gelmez! 

Dediniz ve itiraf ettiniz.

Neyi mi?

"Aklına gelmeyen başına gelmiş" demek ki. Hani gelmemişti?! Demeki bi şey var mış!

Ama aklına gelirdi deseydiniz işte o zaman siz kaybedecektiniz...

Aklına gelen başına gelmiş işte. 

Bi de gelmemiş diyordunuz. Cık,cık,cık. 

Aynen bu kıvamda.  Böyle bir çarkın içine girdiğiniz vakit geçmiş olsun. Ya kaybedersiniz 

Ya da kaybedersiniz.

Karar merkezi desen futbolun terör örgütü gibi bir intiba bıraktı vicdanlarda Kod adí: PFDK. Görevi, kararlarıyla futbol terörünü tetiklemek. 

Adaletin olmadığı yerde anarşiye yol vermek.

O gün Otta Baric’e talimat kimden gelmiștir? 

Kimin aklına nasıl böyle bir oyun oynamak gelmiştir ve hayata geçirilmiştir.

Kim bu yalan dolanı hayata geçirme yetkisine sahiptir? 

Şen ola Ali, Şen ola. 

Şimdi yaşananların sorumlusu kafası yarılan Şen ola Güneş.

Asıl olaylar bundan sonra...

Uzun süredir dalgalıydı deniz. Yağmurlar vardı; şimşekler çaktı. En sonunda Yıldırım düştü ve battı o gemi. Hani geçtiğimiz günlerde satışı yapılan Medya devi. 

Aslında fırtınada kaybolan ve en son “Yıldırım” düşüp su altını boylayan ama Kaptanı Aydın Doğan’ın sağ salim limana yanaştırdım” dediği.  

Gazete Hürriyet...Namı diğer Amiral Gemi.

Taa o günlerde bildiğin Denizaltıymış Hürriyet 

Ver Manşet 

Sürmanşet 

“OTTO BARIC HAYATİ TEHLİKEYİ ATLATTI” 

Bu tarz başlıklar. O günlerde algı operasyonunun can damarı. 

Zaten kaç gazete var. 

Sosyal medya falan asosyal o zamanlar.

Doktorlardan alınan darp raporları var. 

Çarşaf gibi... Allah Korumuş muş.

Hastane fotoları var günlerce komada kalmış zavallı.

Ali Şen isyan ediyor. skorun 3-0 Fenerbahçe lehine tamamlanacağını söylüyor.

Ama tüm bunlar Otta Bariç'e isabet eden maddenin kayıtlarda bulunmasıyla boşa çıkıyor. 

Hayaller kurşun 

Gerçekler Çelik yelek.

Karar Kapak.

Trabzonspor maçı 3-0 hükmen kazanıyor.

Fenerbahçe kupadan 1 yıl uzaklaştırılıyor.

20 yıl sonra yine bir olay o gün mağduru oynayan bugün rolünü değiştiriyor. Kan yok ama diyor. Kocaman kocaman. 

Kan yok ama beyin ölümlerinin tamamına yakını kansız oluyor.

Bu tarz işler camialar arası rekabeti tribünde kan davasına dönüştürüyor. 

Ayni dönemlerde Ali Şen sadece Trabzonspor değil, diğer zirve mücadelesi yaptığı büyüklerinde nefretini çekmek için yoğun çaba harcıyor. Ali Şen bunu bir tarz olarak sistematik şekilde yapan bir başkan. 

Çok da hizmetleri var ülke futboluna. Özünde çoğundan adam. Bu gömleği giyiyor ve antipatikliği ile şimşekleri üzerine çekiyor. Kimse takımla uğraşmıyor. Varsa yoksa Ali Şen kocaman kocaman başarıyor da...

Ve Beşiktaş.

20+1 Yıl Önce...

"1996-97 sezonu.  Beşiktaş Gençlerbirliği maçı.  Beşiktaşlı taraftarların  Fenerbahçe başkanı Ali Şen'e 90 dakika küfür edeceği yazılıp çiziliyor. 

İki soru var bir sorun var...

1- Ayva çiçek açmış yaz mı gelecek?

2- Ali Şen İnönü'ye nasıl gelecek?   

Ali Şen bir soruya verdiği cevapta “Gitmeyeceğim” küfür yemeye mi gideyim. Bu hafta Beşiktaş maçında tribünleri dinleyin  her maç bana küfür ediyorlar” diyor.  Süleyman Seba’ya bu durum iletiliyor. Başkan üzülüyor ve bozuluyor. Garanti veriyor. Derbi öncesi haftalardan biri  rakip Gençlerbirliği. Taraftarın hedefinde Ali Şen var. Şeref tribününde Seba. (Ya da Şeref tribünü Seba'nın altında) Efsane başkan tribünlere kulak kabartıyor ve Ali Şen ile biten bir besteyi duyunca, ayağa kalkıp birkaç kez eliyle yapmayın işareti veriyor. Baktı olmuyor... 

Sonunda dayanamıyor. 

Yanına Beşiktaş'ın divan kurulu üyelerinden emekli tümgeneral Recai Uğurluoğlu'nu da alarak, kapalı tribünün "Kutu" diye tabir edilen en merkezi noktasına gidip oturuyor. Beşiktaş tribünleri hayretle başkanlarını izliyor. Ulan adam aynı Seba'ya benziyor diyenler var. Hababam Sınıfında Mahmut hoca edasıyla tam ortaya oturuyor. Sete çıkacak diyen var. Başkanın neden orada olduğunu biliyorlar. 

Alen’le bu olaylı maçtan bağımsız bir kaç hafta önce sohbet ederken konuştuk. Soruyorum "Böyle böyle olmuş hani Seba gelmiş" diye. 

Gözü açılıyor.

Anlatırken ilk günkü o şok gözde seste halen duruyor...

Vallahi Billahi geldi diyor.

"Biz duyuyorduk etraftan ama 

makara yapılıyor, gır gır geçiliyor diye umursamıyorduk.

İhtimal vermiyorduk.

Ulan maçın başı...

Bi anda bi şey oluyor. 

Tribünde herkesin kafası bi tarafa dönüyor. Herkes bi garip. Tam o sırada başkanla göz göze geliyorum. 

Aaaa... Yaa... Şok. 

Ben böyle bir şey görmedim. O mac izlediğimiz tek maçtır. Biz bağırmaya gelmişiz ne maç ne gol görmeyiz. O maçı izledik biz resmen izledik... Gitmedi ya gitmedi...” diyor gülüyor. Halen inanamıyor.

Şimdi lafta herkes Süleyman Seba ekolü. Aziz Başkan Seba’ya büyük saygı duyan, Başkan vefat edinceye kadar onunla görüşen, fikir alan hatır soran birisi.

Fenerbahçe Divan kurulu vefatı sonrası Camia dışından birine ilk kez saygı duruşunda bulunuyor.  Herkes onu çok seviyor. Onu örnek alıyor. İcraata gelince kimse onun yanından geçemiyor.

Çünkü güç ondaydı ve o güç efsane yaptı.

Şimdi diyorlar ki;

O Başkan Güçlü.  

Bu başkandan korkup bu kararı aldılar. 

Güçlü yönetim belli oldu. Vs.

Gücü olmayan adalet acizdir; adaleti olmayan güç ise zalim.

Gücü olmayan adalete mutlaka karşı çıkan olur, çünkü kötü insanlar her zaman vardır. Adaleti olmayan güç ise töhmet altında kalır. Demek ki adalet ile gücü bir araya getirmek gerek; bunu yapabilmek için de adil olanın güçlü, güçlü olanın ise adil olması gerekir.

Adalet tartışmaya açıktır. Güç ise ilk bakışta tartışılmaz biçimde anlaşılır. Bu nedenle gücü adalete veremedik, çünkü güç,adalete karşı çıkıp kendisinin adil olduğunu söylemişti. Haklı olanı güçlü kılamadığımız için de güçlü olanı haklı kıldık.”

(Auerbach Kötünün Zaferi Denemesinden...)

Ve Son söz. 

Sende “Malına sahip ol; 

Hırsızın başını belaya sokma kardeşim”

Yemen Ekşioğlu

Hadi Eyvallah.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Gülle
Gülle - 7 ay Önce

Maça çıkmama kararını sonuna kadar destekliyorum. Bazı yazar ve yorumcular derler ki, Beşiktaş sahaya çıkmalıydı.
o zaman maça çıktığı anda şunu kabullenmiş olacak "Beşiktaş masa başında kaybetti.". Bunu kabullenemiyorum, bir Beşiktaşlı olarak. Evet sahaya çıksak, 10 kişiyle dahi olsa, Fener'i yenmek için bize 30 dakika yeter.
Ve yendiğimizi farz edelim, bir an. Yine de, Beşiktaş'ı masa başında yenmiş, istediklerini almış olacaklar.
Hükmen yenilgiden kurtulmuş ve kendilerine masa başında bir şans daha bulmuş olacaklar.
Kumpas, mumpas hikaye, ilk defa mı yapıyor Fenerbahçe taraftarı taş atma, para atma, eline ne gelirse, ağzına ne gelirse, bu işler hikaye. Ama KUMPAS yaygarası yaparak siyasi liderleri dahi kandırdılar ve siyaseti Futbola dahil ettiler. İşte bence bu KUMPAS. KUMPAS'ın büyüğü bu. Emniyet KUMPAS'ı bulamıyormuş, buradan ihbar ediyorum, KUMPAS BU. Lütfen takip edin. Bu olayı bahane edenler ve masa başında kazananlar yapıyor, KUMPAS'ı.
Fenerin maçlarını takip eden herkes, bu işlerin yeni olmadığını, ilk olmadığını bilir. Her zaman ki gibi rakip takımın oyuncularını baskı altına almak için, rahat korner, taç, vs atmasını önlemek için, rakibin moralini bozmak ve kışkırtmak için, her zaman taş, su şişesi, küfür var, bu tarftarda ve bu stat ta . Derbi maçında olmayacak mıydı? Tabi ki biraz daha fazlası olacaktı ve oldu. Maalesef bu durumu da kendi lehlerine çevirmesini bildiler. Seçimlere giderken Siyasilerin ve Federasyonun hasas dönemlerinden faydalandılar.
Ne ilgisi var KUMPAS'la. KUMPAS varsa, SİYASİLERE ve FEDERASYONA çekilen, OPERASYON'dur ve KUMPAS'tır.
Beşiktaş tepkisini doğru bir şekilde vermiştir. Tüm Futbol camiasına mesajını vermiştir.
Bu maçı alıp almamak önemli değil, üç-beş sene bu kupaya katılmasak, ne olur, ne kaybederiz. Ama Şenol Güneş'e sahtekar muamelesi yaparak, Hakem Mete Kalkavan'a hatalı karar verdi muamelesi yaparak, Beşiktaş'ı zan altında bırakanlara itirazımızı, duruşumuzu göstermezsek, işte o zaman çok şey kaybederiz ve bundan sonra da kaybetmeye devam ederiz. Bu camia bu kadar hafife alınacak bir camia değildir. Masa başı oyunlarına meze olacak bir camia, hiç değildir.
SAYGILAR...