Elazığ için hayati önem taşıyan‘Bu maçı almazsa olmaz’ niteliğinde bir maçtı dün gece oynanan.Atatürk Stadı hınca hınç doldurulmuşEkstra motivasyon sağlanmışTüm imkanlar seferber edilmişMaça öyle hazırlanılmıştı.Elazığ için hayatiydi deBeşiktaş için bayat

Elazığ için hayati önem taşıyan
‘Bu maçı almazsa olmaz’ niteliğinde bir maçtı dün gece oynanan.
Atatürk Stadı hınca hınç doldurulmuş
Ekstra motivasyon sağlanmış
Tüm imkanlar seferber edilmiş
Maça öyle hazırlanılmıştı.
Elazığ için hayatiydi de
Beşiktaş için bayati miydi bu maç?
Asla…
Hatta Beşiktaş için değerlerin büyük olduğu bir tünelin girişiydi bile diyebiliriz.
Lakin
Maça hazırlanıştaki konsantre eksikliği
Dany’nin vurdum duymazlığından
Bilic’le doktor Karanlık’ın gerginliğinden belli olabiliyordu.
Girilecek tünelin kaç para ettiği iyi anlatılamamıştı her halde insanlara.
Hatta şu diyeceğimi kerat tablosu gibi insanlar beyinlerine kazımalıdır.
‘Şampiyonlar Ligi yoksa para da yok.
Para yoksa iyi futbolcu da yok.
Hatta iyi futbolcu
Para bir yana
Transfer olacağı takımda Şampiyonlar Ligi itibarı arıyor.
Yoksa burun kıvırıyor.’
Alın işte, çarpın çarpın ezberleyin.
Dün gece oynanan maçta
Her iki takım oyuncuları da karakterlerini ortaya koymak zorundaydılar.
Seyre koyulduk.
Şu gerçekti ki, Elazığ canını dişine takıyorsa
Beşiktaş da takmalıydı.
Ve Beşiktaş’ın ‘Diş’i daha derine gitmeliydi.
‘Hele bir dişini göstersin de’ dediğimiz anlarda Gökhan Töre’nin golü geldi.
Sonra ikinci yarıda Almeida’nın verilmeyen penaltısını
Bir meslek sucu olarak algıladım.
O kadar barizdi ki
Ya niyet kötüydü ya da hakem.
Biz ikinciyi atalım da Galatasaray maçına totem yapalım derdindeyken
Galatasaray’ın galibiyet haberi geldi.
Bir anda her şey anlamsızlaştı.
Ve söz bitti.