Ve semtin ortasından bir ses yükseldi

Günlerdir aklımın içinde 27 rakamı var, 
Niye 27 bin bilet mesela. 
Sonra jeton düştü. 
Antep’in plaka 27 ya, 
Çağrışım yaptılar demek ki. 
Reklam reklamdır. İyisi kötüsü olmaz. 
Doğacak çocuğunu bekler gibi, 
Akşamki maçı bekleyen bayrak satıcıların, mesaisi erken başlamıştı. 
İstanbul’da her 3 kişiden birinin elinde bayrak desteleri vardı. 
Nelere kadir Beşiktaş düşünün. 
Hal böyleyken Antep’teyse 
Coşku hakimdi sokaklara. 
Küşnemeciler davul çalıyor, 
Baklavacılar göbek atıyordu. 
Bizimkiler de Beşiktaş formalarıyla cirit!!! 
Nihayetinde maç başlasaydı da, 
Kendimize gelseydik. 
Ve başladı.

***
Denizi geçti, gölde boğuldu derler ya, 
Aynı o hesap. 
Quaresma da Atiba da yoktu sahada. 
Oysa ne dalgalarla boğuşmuşlardı da bana mısın dememişlerdi. 
Gelin görün ki şimdi 
Haz alacakları bu son maçta sakatlıklarından dolayı yoktular. 
Ne diyelim, sağlık olsun. 
Kalabalığın uğultusu ile başlama düdüğünün sesini zor duyduk. 
3-5 yan pas yaptıktan sonra, 
Ringin köşesine hapsettik rakibi. 
İlk aparkat Cenk’ten gelmişti ki, 
Bu golde Babel'den gelen kroşenin sinyalini çakıyordu. 
Aynın Olympiakos’a attığı goller gibi. 
Sağa çekip çekip durdu topu, 
Sonra stadın tamamına birden 
'Kalkın ayağa' dedi. 0-1 
Erken gelen gol bir nebze olsun takımın üzerindeki stresi atmıştı. 
Daha rahat dokunuyorlardı topa. 
Zarif, sağlam, esnek. 
3-4 gol kaçtı bu bağlamda. 
Sonra takımda gözle görülür bir durgunluk belirdi. 
Bu da Antep'in yarı sahamıza gelmesini sağladı ki, 
Hiç sağlıklı bir durum değildi. 
Yalnız ben miydim diyen bilmiyorum ama 
Rahatlamak istiyorsak ikinci golü bulmalıydık. 
Sonra iş kazası, 
Trafik kazası anlamam ben. 
Allah'tan Oğuzhan sesimizi duydu da kendimize geldi: 0-2. 
Hani İngiltere sahalarında, 
Ceza sahası içi paslaşmalar olur ya, 
Biz de, 'Niye buralarda fazla olmuyor?' deriz. 
Sonra çıkar biri, 
Öyle emin, öyle soğukkanlı dokunur ki topa gıpta ederiz. 
İşte Oğuzhan ayağının dışıyla topu köşeye bıraktığında, 
Ne yarın ödenecek çek kalıyordu adamın aklında, 
Ne de 17 saattir tuttuğu orucun verdiği açlık. 
Bu coşkuyla soyunma odasına indik. 
Pek önemli değil ama!!! 
Hakem Kalkavan'ın 11 numaralarına nasıl sabrettiğini çözemedim. 
Adamın yapmadığı faul çeşidi kalmadı. 
En sonunda benim yazdığımı gördü de!!! 
Bir zahmet gösteriverdi kartını. 
Hem sahanın etkilisiydik, 
Hem de tam yetkilisi. 
Oyunu düşürüyor, 
Hızlandırıyor, 
Güldürüyor, 
Eğlendiriyorduk. 
Antep ayrıydı ama 
Beşiktaş sahili apayrıydı. 
Yüzbinler inmişti kasabaya. 
Şampiyonluk gemisini karşılamak için. 
Kalplerde sevda yelleri, 
Dillerde Beşiktaş sesleri. 
Gemi aheste aheste yanaşmaktaydı. 
Gemiyi gören meşaleyi çakıyor, 
Ortalıkta kimse kimseyi görmüyordu. 
Varsın olsundu. 
Şanı yürüsündü Beşiktaşımın. 
Ve semtin ortasından bir ses yükseldi göğe. 
Beşiktaş'ıııııııım sen çoooook yaaaaşa…

***

Alen Markaryan / Akşam

YORUM EKLE