08.09.2013, 00:00

TOKYOluna mı Gittik?

Türkiye 2020 Olimpiyatlarında çok yaklaştığı zafere Tokyo karşısında veda etti. Aslında Madrid’i saf dışı bırakmak bile önemliydi. Medya’nın gazına gelip “Finalde Tokyo ile kalırsak bu işi bitiririz havasına girdiğimizden sonuç bize bir ağır geldi.


Mantıken bakıldığında Tokyo ve Madrid daha avantajlı gibiydi. Sporun atası Atletizm’de Doping, Futbol’da Şike, Gezi’de olay, Dibimizde Suriye savaşı komitenin dengelerini uzak doğuya kaydırdı. Oysaki biz, kültürel zenginliklerimize ve İstanbul’un büyüsüne kapılacaklarını sandık.


İki ülke tanıtımlarını dikkatlice izlediğinizde, bizim reklam filmimiz, Tokyo’ya nazaran daha kapsamlı gibiydi. Hatta Tokyo’nun tanıtımı bizimkinin yanında spor programı jeneriğini andırıyordu. Teknolojinin başkenti acaba neden sadece içinde spor görüntülerinden oluşan kareleri koskoca  Olimpiyat tanıtım olarak sergiledi?


Yani bizim mantıkla bakarsak Japonlar, 2020 tanıtımına, uçan arabalar, hayal sınırlarını zorlayan telefonlar hatta ulaşım problemini bahane edenler için ışınlama sistemi ile ilgili çalışmalarından bir demet sunabilirdi.


Hatırlarsanız 90’lı yıllarda ülkeler arası teknoloji  yarışı yapılırken Almanlar Mercedes’i, sigara paketi kadar küçültüp koskoca arabanın tüm aksanını bu mikro arabaya koymayı başarmıştı. Ardından bu aracı, nispet yapıp Japonlara göndermiş ve “Bizde teknoloji işte bu boyutta” demişlerdi. Çok geçmeden Japonlar arabayı Almanlara geri postaladı fakat 1 değişiklik yaptılar. Mikro araçta eksik gördükleri müzik aksanı yerine 9500 Pioner setlerini yerleştirdiler. Almanlar düğmeye bastığında sesin şiddetinden arabanın takla attığı söyleniyordu.


Bir keresinde de, çelik halatı saç teli inceliğine getirmeyi başaran bir ülke, başarılarını görmeleri için bu saç teli inceliğindeki dünyanın en sağlam çelik ipini Japonlara göndermiş; teknolojiyi beğendiklerini söyleyen Japonlar saç teli inceliğindeki telin tam ortasından bir delik açmayı da ihmal etmemişti.


Siz bunların ya da buna benzer teknolojik devrimleri gördünüz mü tanıtımlarında.


Ya da bizim haklı olarak gurur duyduğumuz ve tanıtımın tamamına koyduğumuz, köprüsünden mimarisine birçok yapımızda, “Maiden Japan” imzasını taşıdığını biliyor muyduk acaba?


Ya da bir fıkrada anlatıldığı gibi, Trafik sorununu çözmesi için İstanbul’a getirilen bir Japon’un karşıdan karşıya geçemeyince kaçıp gittiğini…


Her şey bir tarafa, sadece 1 Kez Olimpiyat stadımıza gidin neden olimpiyatı alamadığımızı anlarsınız.


Yani demek istediğim şu ki; henüz Olimpiyat mantığını ülke olarak kavramış değiliz. Lunaparklarımızdaki sigara kazanmaya yarayan halkalarla, olimpiyat halkaları arasında sıkışmış durumdayız.


Dünyanın en enteresan Şampiyonlar Ligi finalinin bizim Olimpiyat stadımızda oynandığını unutmayın. Orada rüzgar ne isterse o olur. İsterse Usain Bolt gelsin, rüzgar bir tersten eserse 100 Metreyi 20 saniyede koşamaz!


Elbette ki bunlar bir kriter oluşturmayabilir ama henüz Olimpiyat mantığı içinde olamadığımızın net göstergeleri.

***


Şimdi ne yapacağız?


Olimpiyatı alamadık diye küsecek miyiz?


Ya da Tokyoluna gittik diyerek kendimizi mi avutacağız?


Hayır!


Artık gerçekle yüzleşeceğiz.


Olimpik sporlara yatırım yapıp Olimpiyatlarda madalyalı sporcular yetiştireceğiz.


Siyaset ve Spor ilişkisini tek celsede boşayacağız.


Sporu, ahbap çavuşa değil, gerçek spor adamlarına bırakıp geleceğe yatırım yapacağız.


Yoksa 1976 Montreal Olimpiyatlarında, Badi Ekrem’in Hababam sınıfına sorduğu soruyu tekrarlar dururuz…


-Ben bu yaz neredeydim? …


-48 yıl sonra yine o cevapla karşılaşmayalım. Hani “Nerden bilelim biz ya” ile başlayan, Kayseri, Gaziantep’le devam eden…


Asıl mağlubiyet yenilgiyi kabullenmektir.


Biz bir kere olayı kavrayalım, gerisi gelir.


Başta, Hasat Arat olmak üzere mücadelede emeği geçenlere Teşekkür borç bilinir.


Erdem ULUS

 

Gelişmelerden Haberdar Olun

@