Rüştünü İspatla

Yaklaşık 22 Yıl önce...

Henüz Antalyaspor’un 3. Kalecisiydi.
Araba kullanmaya çok hevesleniyor fakat ehliyet almaya yaşı tutmadığı gibi, araba almaya da parası yetmiyordu.
Bir gün idman çıkışı takım arkadaşının arabasını kullanmak istedi.
Beraber bindiler, fakat araç kaza yaptı, takım arkadaşı öldü.
O ağır yaralandı. Hayati tehlikesi devam ederken, o zaman ki hocası acı haberi alıp Hastaneye fırladı.
Bir oyuncusunu kaybetmiş, diğeri de Azrail’le karşı karşıya kalmıştı.
“Çekilin Ben hocasıyım” diyerek yoğun bakım ünitesinin kapısını zorladı.
“Aman hocam Ameliyatta” diyerek zor sakinleştirdiler.
Saatlerce kapıda bekledi.
Bir yandan da aynı kazada vefat eden diğer oyuncusunun acılı Ailesini teselli etti.
Kapı açıldı, Doktorlar yoğun bakım odasından çıktı.
Kapıda bekleyen bu adamı görünce, yanına yaklaşıp “Umarız yaşayacak” dediler.
Hocası sordu? Ya futbol. Futbol oynayabilecek mi?
"İmkansız" dercesine başlarını salladıklarını dün gibi hatırlıyor.
Hemen odaya daldı ve öğrencisinin elinden tutup bir dua okudu.
Gördüğü manzara karşısında endişelenmiş olsa gerek, Doktor… Doktor diye bağırdı.
Az önce ameliyatı yapan ve koridorda ilerleyen doktoru kolundan tutup acelece yoğun bakım odasına tekrar soktu.
“Çocuğun yüzüne bak Doktor” Bu ne hal? Diye sordu!
Kazadan sonra cam kırıklarının darmadağın ettiği o surat, hocasını endişelendirmişti işte.
Doktor kısık bir sesle “Sakin olun hocam, kanı durdurmak için hızlıca dikiş attık” diyebildi.
Acilen Estetik Ameliyat yapılmasını istiyordu hoca. Oyuncusu kendine geldiğinde suratını bu şekilde görmemeliydi.
Antalya’da o dönem iyi bir estetik cerrahi bulunamamış, var olanlar da operasyon riskini göze alamamışlardı.
Hoca boş durmadı ve hemen telefona sarılıp İstanbul’u aradı.
İlk uçakla bir Cerrah Antalya’ya geldi. Oyuncu yoğun bakımdan çıkmış fakat henüz kendisine gelememişti.
Gerekli testler yapıldı ve bu genç adam İstanbul’dan gelen Doktor tarafından hemen ameliyata alındı.
Sonra aradan zaman geçti.
Ameliyatın izleri silinmiş fakat bu sefer de işin Psikolojik kısmı devreye girmişti.
Henüz 17’sinı tamamlamış olan bu çocuk acaba yeniden yeşil sahalara dönebilecek miydi?
O umudu kesmişti ama Hocası yılmak nedir bilmedi.
Bir yandan oyuncusunu bizzat kendisi çalıştırırken, bir yandan da psikolojik olarak destekledi ve 1 Yıl sonra gayretleri sonuç verdi.
Genç adam çok sevdiği futbola geri dönmüş ve Üç direğin arasında ki yerini yeniden almıştı.
Antalyaspor’un 3. Kalecisiyken Genç Milli Takıma seçilmiş ve hızlı bir yol katetmiş ti.
Ancak yaşadığı o talihsiz kaza sonrası, o şehirde kalması baskılardan ötürü pek mümkün değildi.
Genç kaleciyi elinden tutup İstanbul’a getirdi.
Akaretler’de ki kulüp binasında Beşiktaş yönetimine bu çocuğu tavsiye etti.
O zaman ki kulüp doktorları, 1 Yıl önce ölümden dönen bu çocuğa elverişsizdir raporu verince, isyan etti. 
“Çocuk iyi beyler, Yoksa size getirir miydim hiç” diye üsteledi.
2. Raporda olumsuz geldi. “Sağlığı el verse de Psikolojisi asla izin vermez” dendi.
Beşiktaşlılığın da verdiği duygularla hoca çok sinirlendi.
Yıllar sonra konusu açıldığında, o gün ki doktorlara olan öfkesini daha dünmüş gibi sanırsınız sanki.
Bu çocuk Antalya’ya asla dönemezdi. Bir şeyler yapıp İstanbul’da bir takıma vermeliydi.
Bir sonraki durak Fenerbahçe Tesisleriydi.
Dönemin genel kaptanı Cemil Turan’dan randevu istendi.
Randevuyu isteyen o olunca “Buraya boşuna gelmez” deyip hemen randevu verildi.
Birkaç saat önce Beşiktaş’a kabul ettiremediği oyuncusunu bu kez Fenerbahçe’ye teklif etti.
Cemil Turan haklı olarak, “Beşiktaş’ın almadığı bir kaleciyi ben neden alayım hocam” dedi.
Üstelik Beşiktaş Doktorlarının olumsuz raporu varken.
Hoca iyice sinirlendi. “Yemişim Doktorunu! Bu çocuk sporcu, hem o doktorlar sporcudan ne anlar ki?
İyileşti diyorum Cemil. Al bu çocuğu” dedi.
Ancak ne söylediyse ikna edemedi.
“Hocam iyi güzel diyorsun da bu çocuk o kaza yüzünden elimizde kalırsa…” derken hoca resti çekti.
“Ben bu çocuğa kefilim, getirin 10 Bin Liralık senet imzalayacağım” dediğinde oda bir anda buz kesti.
Fenerbahçe cephesi bu teklifi anında kabul etti.
Hoca’nın şartıyla bu anlaşma genç kaleciye hiç ama hiç söylenmedi.
Evet, o kaleci 2 gün önce Milli takıma veda etti. Başarılarla dolu kariyerine son olarak Beşiktaş’ı da ekledi.
Onu bugünlere, bu şartlarla taşıyan Hocası, Adnan Dinçer ise geç kalınmış bir teşekkürü herhalde hak etti.
Öyle değil mi sevgili Rüştü?
YORUM EKLE