Pazartesinin Çığlıkları

Okuyan çocuğa
Çalışan memura
Emekçi işçiye
Kime isterseniz sorun.
Pazartesi günleri hep itici
Hep sıkıcı
Hep yataktan zor kalkılan bir sabah olmuştur.
Ve kırmızıdır pazartesi.
Lakin
Evvelki gün bilgisayarda kayda değer bir şey var mı diye dolanıyorken
“Pazartesiyi seviyoruz Beşiktaş’tan ötürü” diye bir cümle ile karşılaştım.
Bayağı da sık kullanılanlardaydı.
Aslında pazartesileri çekilmezdir ama
Bugün Beşiktaş’ın maçı var ondandır aşkımızın Latincesini haykırıyorlardı sağa sola.
Aslında Perşembe günkü Olimpiyat’ı
“Düşünüp”
Pazartesi-Olimpiyat hattından
“Çekinip”
Üstüne e-bilet mutsuzluğunu
“Ekleyip”
İki kelam edilseydi daha iyi olurdu diye düşündüm.
Keza boş kalan tribünlerin faturasını
Perşembe günkü maça kesmekten başka çaremiz yok gibi.
Yıllar evvel söylediğim
“Sahaya çıkan futbolcunun kulağı tribündedir.
Kalabalık ve gürültülüyse
İştahları artar ve makbulü de odur” sözümü hatırlatmak isterim okuyucularıma.
Seyircisiz geçilen koskoca bir hafta sonundan sonra
Tatil rehavetinin ağır boşluğunda yaşayan bir pazartesiyi
Futbolcular nasıl karşılar diye merak ediyorduk ki maç başladı.
İlk yarı boyunca merakımızı başka boyutlara taşıdık.
Beşiktaş sahada ne yapmak istiyor diye sormaktan kendimizi alamadık mesela.
Bir taktik anlayış
Bir gol girişimi
Bir tatlı huzur aramadık değil hani.
İkinci yarı ise
“Sivok’u oynatmazsan sonuçlarına katlanırsın” cümlesinin kanıtıyla başladı.
Ceza sahamıza gelen bir orta
Boşa çıkan kafa
Havuza düşen top
Ve yediğimiz gol.
Bir strateji
Bir hamle aramadı değil gözlerimiz.
Hamleden maksadımız
Ne anlamsız oyuncu değişiklikleriydi
Ne de penaltı olsun diye kendini yerlere atmak.
Derdimiz başkaydı bizim.
Ve gecenin ortasında pazartesinin çığlıkları.

YORUM EKLE