04 Aralık 2017 Pazartesi 21:17
Siyah Beyaz bir aşk hikayesi

İlk maçıma onunla gitmiştim. 9 yaşındaydım, bir Konyaspor maçıydı, Saffet Sancaklı’nın golüyle kazanmıştık. İlk bayrağımı o almıştı, parçalı bir bayrak, ipek gibiydi, ya da o yaşta herkesinkinden farklı diye bana öyle geliyordu. İlk şampiyonluk turuma onunla çıkmıştım, bayrağımı çaldılar diye çok ağlamıştım, beni yine o teselli etmişti. Sevinmek için sevmemeyi ondan öğrendim, evet, babam sayesinde Beşiktaşlı olmuştum ama bana gerçek taraftarlığı , Kara Kartal aşkını o öğretmişti.

Sinan Tuncer, eniştem, aslında 30 yıllık geçmişimize bakınca hiç enişte demediğim canım abim, hayatta en çok ablamı, çocuklarını ve Beşiktaşımızı sevdi. Aslında, çok çalışkan öğrencilerde görülmeyen bir şekilde futbola merak sarmıştı. Galatasaray genç takımda oynarken Genç Milli Takım’a seçilmiş, ancak menüsküs olduğu için çok sevdiği futboldan uzak kalmak zorunda kalmış ve derslerine yönelmişti. Beşiktaş onun ilk aşkıydı, hayatı boyunca karşılıksız , hesapsız ve çok sevdi Beşiktaş’ı. İngiltere’de yasadığı yıllarda kendine başka bir ‘halkın takımı’ daha buldu, Liverpool. Başarılarıyla övünecek kadar yakın tarihte çok başarısı olmayan bu iki takımı hep baştacı yaptı.

***

***

Evlendiği gün Beşiktaş Fenerbahçe’ye 5 atmıştı, hani o Veselinoviç’in 5 atacağız deyip de 5 yediği maç. 6.1.1990. Hayatının en mutlu günüydü, sevdiği kızla evleniyordu ve diğer büyük aşkının tarihi maçını nikah masasında yaşamak nasip olmuştu.  

***

Konuşkan bir adam değildi, ama onunla maç izlemek çok zordu. Saatler öncesinden heyecanlanır, ‘Hadi Gözdecim fingers cross’ derdi ve maça başlardık, maç iyi gidiyor olsa bile stres küpü olarak izlerdi, ya bir gol yersek, ya kötüye dönerse diye. 2-0’da bile ‘3 olsun rahatlayalım derdi’, klasik. Yıllarımız ‘bu sene kesin şampiyonuz’ diye başlayıp hüsranlarla geçti ama biz hiçbir zaman umut etmekten vazgeçmedik. Ne de olsa bizim icin umudun diğer adıydı Beşiktaş.

***

O hazin hastalık ilk ortaya çıktığında, ve üstüne büyük mücadelelerden sonra ilk hastalığını atlattıktan sonra bile maç kaybettiğimizde yıkılır, saatlerce konuşmazdı. ‘Sinan abi bak sen ne badireler atlattin, buna mı üzülüyorsun’ derdim, ‘ne yapayım, Beşiktaş böyle bir şey, az sevilemiyor’ derdi.

***

Hastalık sürecinden sonra stattan uzaklaştı, ama statta gibi yasadı hep. İnönü yıkıldıktan sonra stadı gözleriyle büyüttü, oturup canlı yayında stadın inşaatını izlerdi, önünden geçerken neredeyse durarak gidelim isterdi, hep hasretle bekledi o stadın yapılmasını, bana saatlerce anlatmıştır stat olduğunda ne kadar büyük bir kaynağımız olacağını. Hasretle beklediği stat açıldığında, hastalığı ilerleme başlamıştı, dedi ki ‘şimdi çok kalabalık olur, seneye giderim’. Oldum olası kalabalıklardan kaçardı, kongre üyesiydi ama o Beşiktaş’ı hep kendi kendine sevmeyi tercih etti. Nasip olmadı o stada beraber gitmek…

***

Hastalık ilerledikçe, önce sözlerini karıştırmaya, sonra hafızasını kaybetmeye başladı. Ama asla unutmadığı Beşiktaş oldu. Kitap gazete okuyamayan, düzgün konuşamayan haliyle bile Beşiktaş’ın maçlarını takip edebildi, gollerine sevindi, yorumlarını dinledi, gol yiyince kaygılandı, sinirlendi. Son tutunduğu daldı Beşiktaş. Asla vazgeçmediği büyük aşkıydı.

***

Hastanedeydi, artık konuşamadığı, yürüyemediği zamanlar. Biz sadece ‘yürüyeceksin, evimize gideceğiz, Beşiktaş şampiyon olacak’ diyoruz, hayattan başka beklentimiz olmadığı zamanlar. Tesadüfen Talisca’nin hastanede bulunması ve hastabakıcının Sinan abi’ye sürpriz yapması sayesinde Sinan abi, karşısında Talisca’yı buldu. Talisca’yı tanıdı, ‘koçum benim’ dedi ona, son güldüğü anın fotoğrafında en sevdiğinden bir parça var oldu. Bilmiyorum ne kadar bizimle kalabilecek ama Talisca’yı futbol hayatı boyunca takip etme, şükranla anma sebebim bu olacak.

***

***
 
Sinan abi’yi Kiev’den 6 yediğimiz maçın sonunda, Aralik’in 6’sini 7’sine bağlayan gece kaybettik. Evde maçı izlerken, Sinan abi bu maçı iyi ki izlemiyor diye düşündüğüm an aldım ölüm haberini. Ablamla büyük bir Beşiktaş zaferiyle başlayan hayatları, büyük bir Beşiktaş hüznü ile son buldu. Cenazesinde en sevdiğim formamı, ikimizin de tanıdığı ve sevgiyle bağlandığı tüm futbolcuların adının yazılı olduğu yüzüncü yıl formamı tabutunun üzerine koydum, formam onunla birlikte ebediyete gitti. Geriye bu hüzünlü tezahürat kaldı.

***
 
Yağmurlu bir günde sevmiştim seni
Üstünde çubuklu formalar vardı
Bir anda tutundum, aşık oldum ben
Hayatın anlamı siyah beyazdı
Ölümle yasamı ayıran çizgi
Siyahla beyazı ayıramaz ki
Her yolun sonunda ölüm olsa da
Sevenleri kimse ayıramaz ki

***

Gözde AKKUŞ GÜÇLÜ


Loading...
Son Güncelleme: 04.12.2017 21:40
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mahmoud 7 gün önce

besiktaslilar olmez 've umutulmaz