Nerede o eski transfer nöbetleri…

O zamanlar, bugünkü gibi donanımlı aletlerle değil gazete, radyo ve birkaç TV kanalıyla tutulurdu.

İnternetin henüz doğmadığı, Borsanın kısa donla dolaştığı yıllardı ve biz henüz nöbet tutamayacak kadar küçüktük.

BJK’ nın SPK ile henüz tanışmadığı yıllar…

O dönemler öyleydi, Bırakın bir yıldızın gelmesini, gelenin bir yıldızla benzemesi bile yeterliydi.

Örneğin, gelen topçunun “Saçları uzunsa” o bizim için tartışmasız bir yıldızdı. Hele birde kolunda dövmesi falan da varsa transferin kralı yapılmış sayılırdı.

Süleyman babamız küçükken bize hiç yıldız getirmedi. Paramız yok derdi. Komşumuzun babası, kendi çocuklarına yurt dışından yıldızlar getirirdi, biz uzaktan bakardık, gocunmazdık.

Sonraları öğrendik, meğer 1 den 10 a kadar kalite sırasına göre oyuncu listesi verirlermiş ona, o hep sondan başlarmış onaylamaya, çünkü bilirmiş sondakiler hep ucuza gelirmiş.

İşte o zamanlar öğrenmişiz kendi yıldızımızı kendimiz yaratmayı.

Serpil Hamdi Tüzün diye bir amca varmış, bize küçük atölyesinde büyük yıldızlar yapar, dağıtırmış.

Şimdikilere benzemezmiş eski transferler dönemleri de işte.

Dünya yıldızından anladığımız, dövmeli, uzun saçlı, yakışıklı futbolcularmış sadece.

Bir zamanlar fakir ama gururlu bir genç vardı hatırladınız mı? O biziz işte.

Şimdilerde Maicon’a bile kılıf uyduran, Forlan’ı biraz yaşlı bulan, Guti’ye burun kıvıran.

Nartollo’ dan, Frencesco’dan Schildenfeld’den Seriç’ler den bugünlere gelen.

30 bin taraftarın önünde dünya yıldızların gelişini coşkuyla izleyen.

Küçük futbol mahallemizin yıkılıp endüstriyel konutlara dönüştüğü şu günlerde,

Sıradan futbolcuların yaptığı kaprisleri görüp, biraz geçmişi hatırlamalıyız.

Süleyman Seba’nın Metin Tekin’e “Paramız yok”  diyemeyip, imza attırmak için kullandığı şu cümleyi unutmamalıyız.

“Oğlum Sarı. Sen şeyi-şey yap. Biz şeyi-şey yaparız”

---------------------------------------------------------------------------

Erdem ULUS

www.kartalbakisi.com