Kursak

Şampiyonlar Ligi’ni omuzlarında taşıyıp
Çok ciddi bir çehreyle maça asılmalarını takdirle izlemiştik bizim topçuların. 
Feyenoord ve Arsenal gibi isim yapmış 2 takımdan
Birini saf dışı bırakıp
Diğerinin de direğinden dönmüştük.
Eee! Haliyle!
Direkten dönünce de UEFA Ligi’ne düştük.
Buradaki arena daha hafif gözükse de
Coğrafi konumlar,
Taraftar yapıları
Uluslar arası ilişkiler
Ters gelen takımlarla
Çok türlü zorluklar içermekte.
Bizim düştüğümüz grubun en hallice gözükeni
Dün gece oynadığımız Tripolis bile
Fin RoPS’u
Alman Mainz 05’ı
İsrail’den Maccabi Tel Aviv’i eleyerek
Bize “Kalimera!” dedi.
Dün gece lig maçlarında olmayan birçok şey vardı.
Mesela yabancı futbolcu sınırlaması yoktu.
Mesela e-bilet uygulaması yoktu.
Mesela Hüseyin Göçek yoktu.
Eee! Bu yok olanlar
Yağmura ve sakatlığa rağmen var olunca
Tribün ve kadro yapısı olarak daha bir iştahla başladık maça.
Yağmurun bizi bekliyor olması
İstanbul’un barajları için iyi oldu da
Olimpiyat’ın tribünleri için pek hoş durmadı.
Biz iştahla başladık ama
Ne hikmetse aklıma “kuşlar” düştü.
Biliyorsunuz
Kuşlar aç olduklarında yemek ararken
Çok iri, büyük yem gördüklerinde heveslenirler.
Hemen yutmak isterler.
Ama yemek borularının üstünde bulunan
“Kursak”ları buna bazen izin vermez.
Ve yutamazlar.
İşte hevesim kursağımda kaldı buradan gelmektedir.
Bilmem anlatabildim mi!

YORUM EKLE