Köyün Papazı

 Ben olsam seremoniden önce tören düzenler, 
Donk’a 2 adet toplu plaket verirdim... 
Ben olsam ertelenen maça gidip de bileti ziyan olan Beşiktaşlı taraftarların, 
Haklarını federasyondan talep ederdim... 
Ben olsam... 
Ertelenen maçtaki 11’le sahaya çıkar, 
“Beşiktaş’la 10 maç oynasak 9’unda yeneriz” diyen Hilmi Öksüz’e, 
Gereken cevabı onlarla vermeye çalışırdım... 
Ben olsam Beşiktaş’a ayrılan bölümü hınca hınç doldurup, 
Camiaya sinyaller vermeye çalışırdım... 
Ben olsam sözümün arkasında durur, Kasımpaşa’yı sahaya çıkarmazdım... 
Ben olsam bu maçın önemini hissettirmemeye “özen” gösterir, 
Sıradan bir maç gibi davranır, 
Pirim muhabbetini ortaya çıkarmazdım... 
Çünkü Beşiktaş şu dönemde, 
Kürekleri aheste çekerken daha çabuk ve çok yol almakta... 
İşte ben bütün bunları düşünürken kendimi farklı sıfatlara soktum... 
Ve maçın şifrelerine ulaşmaya çalıştım... 
Hiç kimse benim gibi davranmak zorunda değildi ama, 
Ben olmayan herkesle isminin hakkını vermeliydi... 
Derken maç başladı... 
Takım halinde geriye yaslanan, 
Dakikalar geçtiği halde tedirginliği üzerinden atamayan, 
20. dakika itibariyle rakip ceza sahasına giremeyen ,
Ve bu sezon ilk defa ilk yarıyı böyle kötü oynayan ,
Bir Beşiktaş izliyorduk... 
Ben bunları yazarken, 
Almeida’nın rakip ceza sahası önünde oradan oraya deli gibi pres yaptığını gördüm... 
Sanki takımına ‘silkelenin’ der gibiydi. 
Golün işaretini veriyordu adeta... 
Ve kıvılcımı da kendi çakıverdi... 
Peş peşe 3 golle süslenen ilk yarı Bursa ve G.Saray maçlarına da mesaj gönderiyordu... 
Kötü oynuyoruz dediğimiz ilk yarıya da 3 gol sığdırmak... 
Futbolun cilvesi, futbolun tarifsizliği, 
Ve futbolun ilahlarına ‘adaletti’... 
Klasik olacak ama... 
İkinci yarı yine klasik karın ağrısıyla başladı... 
Serdar Kurtuluş’un kızarması demek, 
Bizim karın ağrılarımızın artması demekti... 
3-0’ı yakalasak bile rahat maç seyredemiyorduk... 
Bir heyecan dalgası üzerimize çöküyor, 
'Acabalarla' maç sonunu zor bitiriyorduk... 
Neyse ki ikinci yarıya dair yazacak ve ciddiye alınacak başka bir şey bulamadım... 
Lakin; 
Maçın son düdüğünde 5’e inen puan farkının verdiği keyifle, 
Ben olsam kameraların karşısına geçer, 
Sayın İbrahim Kızıl’a 'Atları da Vururlar' filmini seyretmesini, 
Sayın Aziz Yıldırım’a ‘Köyün Papazı’ fıkrasını dinlemesini, 
Sayın Hilmi Öksüz’e de, ‘Büyük lokma yemesini ama büyük konuşmamasını’ önerirdim... 
YORUM EKLE