Beşiktaş’ı izleyenler, uzun süredir maçların ilk yarılarının ‘nafile’ kabilinden oynandığına şahittir. Bu maç için de aynı tespiti yapmak mümkün. İlk yarı onlar adına ‘boş geçti’ desek yeridir. Atiba yerine Oğuzhan ile sahaya çıkmayı tercih eden Bilic, kuşkusuz ki daha çok top yapmayı hedefliyordu. Lakin, bunu gerçekleştirebilmek için önce topu kapmak gerekiyordu ve Oğuzhan, bu konuda Atiba kadar yetkin değildi! Haliyle top kapma yükü yine Veli’nin omuzlarına bindi.

 

Oysa Rize’nin orta sahadaki ‘direnç merkezi’ Kıvanç daha ilk dakikada sarı kart görmüş, bu nedenle ‘temkinli mod’a geçmişti. Ancak Beşiktaş topu ele geçirmekte zorlanıp top yapamayınca Rize’nin bu handikapı ilk yarıda bir avantaja dönüşemedi. Temposuz ve durgun geçen ilk yarının özeti olarak, ‘’Rize’nin arayışlarıyla geçti’’ demek yanlış olmaz...

 

İkinci yarıyla birlikte daha ‘görünür hale’ gelen Sosa, Beşiktaş’ı topyekun öne çağırdığında ‘durağan maç’ın hal ve gidişinin değişeceği de belliydi. Önce Sosa’nın ‘usta işi’, sonra Sercan’ın ‘Tolga’nın usta ikramı’ndan gelen golleri... Ancak maçın gerçek belirleyicisi temkinli olmaları gerekirken fevrileşen Kıvanç ile Koray’ın kendilerini kısa aralıklar içinde attırmaları oldu. Düzenler bozuldu... Dokuz kişilik Rize’nin geriye yığılıp ‘güvenlik duvarı’nı yükselteceği tahmin edilse de Hikmet Karaman tersine Lafferty’yi oyuna alıp topu ‘önde istediğini’ belli etti.

 

Onlar eksik olmasına rağmen düzenli oynadıkça Beşiktaş’ı gol telaşı sardı. Maç boyunca topa sahip olma sıkıntısı yaşayan Beşiktaş kenarlardaki Olcay/Töre hattını işletemeyip Demba Ba’yı uygun pozisyonlarda topla buluşturamadı. İki kişi eksik rakibine 30 dakika boyunca hükmedemeyen Beşiktaş’ta işler ‘doğaçlama’ya kalmıştı ki, o fırsat da bir pozisyonda kenara sızan Sosa’nın yaptırdığı penaltı olarak yakalandı. Neticede, garantili Veli/Atiba düzeninden vazgeçmek Bilic’e hayli pahalıya patlıyordu. Bu maçı ucuz atlattılar ama Beşiktaş son maçlardaki düşüşüne acil çare üretmek zorunda. Yoksa sıkıntı büyür...