Kaptan

 Kaptan Rıza’nın başında olduğu takımlarla oynadığımızda ne olursa olsun ‘Hazin’ düşer payıma;
İçlenirim...
Dışa da vuramam ve içim kabarır...
20 yılı aşkın mazisi düşer aklıma...
Çift karbiratörlü ciğeri...
Tükenmek bilmeyen enerjisi...
Sahada basmadık yer bırakmayan kramponlarıyla;
Atom Karınca’ya başka bakarım, Beşiktaş’ımda.
Bir keresinde sinirlenip, tribünlere doğru topa vuracakmış gibi yapsa da...
Taraftarı o maçlığına birazcık kırsa da...
Hakikatli adamdır Rıza.
Yusuf Hayaloğlu’nun “Ah ulan Rıza” şiirinde dediği gibi:
‘Hani kalıba vursan
Tek başına 10 tane adam eder.’
Ve jübilesi! İçimde ayrı bir yaradır.
5 bin kişi ya vardı ya yoktu.
Oturmuş ağlamıştım.
Kolonya takımı mıydı neydi!
Hazırlık maçı yapar gibi bir takım ayarlamışlardı.
Adı sanı belirsiz, baştan savmak gibi sanki.
Ulvi’ye de öyle yapmamışlar mıydı?
Kocaeli genç takımını reva görmüşlerdi de...
Bin kişiye oynamıştı koskoca Ulvi.
Ya Ziya!
Ona da, 15 yıl sonra Beşiktaş’ı şampiyon yapmış adama da; 
Zeytinburnu Stadı’nı uygun görmüşlerdi jübile için.
Neyse bunlar içinden çıkılmaz mevzular şimdi...
Vefasızlık hatta ihanet kol gezerken, camiamda yaraya bir tuz da biz basmayalım.
Biz kaptana dönelim: İsmini duyduğumda hüzenlendiğim adama yani...
Hele futbolcuları tribüne çağırmanın moda olduğu yıllarda sıra ona geldiğinde;
Bütün tribünün ‘Büyüüüük Kaptan’ diye tempolamasını hâlâ tüylerim diken diken anarım...
Sivas’tayken de Rize geldiğinde de...
Bir otelin köşesinde çay içerken de...  
Bir FB maçında kendisine ithafen ‘İki ekmek bir süt’ diye flama açıldığında da...
O benim hep ve hâlâ kaptanımdır.
Düşünün bir kaptanın bende bıraktığı algıyı...
Sonra bir de Toraman ile Sezer’in mevzusunu düşünün.
Her zamanki gibi basına sızdırıldı.
Ve kamuoyu oluşturuldu, nabız yoklandı.
“Kavgadır bu! Olur kardeşim” denmesine bile izin verilmedi.
Yönetime negatif tarafından müdahil olunma baskısı yaratıldı.
Üzülmez’e de öyle yapmamışlar mıydı?
Çocuğun göz göze yenmesine seyirci kaldık.
Schuster isminin popüleritesine yenik düştük sanki.
O da ayrı bir yaradır içimde.
Bu örnek arkamızdaki siyah duvarda boynu eğik dururken;
Yönetimin yapması gereken şey Sezer’i çağırıp;
Kaptanından özür diletmekti.
Hepsi o...
Büyümeden, çarşaf çarşaf senaryo olmadan.
Değer yargılarını kendi içinde hesaplar, o ayrı.
Ve sonra bunu basına sızdıranı Beşiktaş’tan kovardın.
Esas ders o olurdu aleme.
İbreti alem ne derdi bilmem ama...
Çürümüş bu düzene nokta koyduğunuz için; 
Biz (!) hepimiz alkışlardık.
Unutmayın! Beşiktaş kaptanlığı gemi kaptanlığına benzemez.
Gemi battığından kaptanlar en son ölür ama; 
Beşiktaş’ın gerçek kaptanları Rıza Kaptan gibi Hakkı Kaptan gibi
Hafızalarda ve anılarda yaşar yaşar yaşar...
YORUM EKLE