Üç kulvarda devam eden bir takım için Türkiye Kupasından elenmek ilk bakışta büyütülecek bir mevzu olmayabilir fakat son 10 Yılda sadece 2 Kupa kazanabilmiş bir camia için Türkiye Kupası asla angarya değildir.

 

Beşiktaş, Trabzonspor maçından bu yana iyi futbol oynamıyor ama oynamadığı maçlarda bile koşuyor, mücadele ediyor, maçı rakibinden daha fazla istiyordu. Kayseri’de bunu göremedik.

Beşiktaş Futbol takımı kazanmaktan çok daha önemli işler yapıyor. Camia için kalkan olarak kullanılan bir takım olma misyonu taşıyor. Basketbol ve Amatör branşlarda yaşanan sorunları, kulüp içi ekonomik krizi, futbol takımı hasıraltı ediyor.

Şimdi Bursa ve Liverpool maçları öncesi Beşiktaş kritik bir eşikten geçiyor. Bursa ve Liverpool maçlarından çıkabilecek iyi sonuçlar, Kupa’da ki kaybı bir daha hiç hatırlanmamak üzere unutturabilir. Tabi diğer sorunları da!  İki maçtan çıkacak kötü sonuçlar ise futbol takımı dahi çok şeyi tartışmaya açabilir.

Mesela geçen hafta yapılan ve çok önemsenmeyen Divan Kuruluna, camia ani bir geri dönüş yapabilir. 

Beşiktaş yönetiminin, “Bilgisayarlarımıza virüs girdi” diyerek göndermediği Mali Bilanço sorgulanabilir.

Borcun, 1 Milyar TL'yi aştığı iddiaları var. Orman yönetiminin 2 yılda toplamda 500 Bin TL’ye yakın bir parayı nereye harcadığı, sadece muhalif kongre üyeleri tarafından sorgulanıyor. Malumunuz Gazeteciler artık bu konularla pek ilgilenmiyor.

Keşke bunları  takım kazanırken konuşabilsek.

O zaman, iyi giden çarka çomak mı sokmuş oluruz?

Ya da kaybettiğinde yazsak?

İçimizdeki düşman mı dersiniz?

Mesela şu soruyu sormak için uygun zaman ne zaman?

Hesap soracağız dedikleri Demirören’in (Denetleme Kurulunun resmi rakamına göre)  8 Yılda 461 Milyona yükselttiği borcu, Biri FEDA sezonu olmak üzere, Fikret Orman yönetimi İki yılda, 1 Milyar TL'ye nasıl çıkarttı?

Her seferinde "Orası bitti, burası bitti" denilerek, istesek bir hafta sonra “Maç oynarız" havası yaratılan stadın, bu şartlarda yeni sezona yetişmesinin bile çok zor olduğunu nasıl anlatmalı.

Ya da, bir yandan, "Bu stadı biz yapıyoruz" diyerek,  gövde gösterisi yapılırken, diğer yandan Fikret Orman’ın Başbakan Davutoğlu ziyareti nasıl yorumlanmalı. “Biz bu işin içinden çıkamadık şu stada bir el atın" sonucuna mı bağlanmalı?

Sermaye artırımı, Sponsor anlaşmaları, kombine ve loca satışlarıyla övünülürken, nasıl oldu da azalması gereken borç, 1 Milyar TL sınırına dayandı?

Futbol takımında ekonomiden bahsediyoruz ama küme düşen Samsunspor'dan 3 yıllık garanti parayla alınan ve yatarak 2.1milyon Euro kazanan Uğur Boral’ı “İyi gidiyoruz” diye konuşamıyoruz!

 

Takım dengesi diyerek, yıllık ücreti dünyada eşine az rastlanır şekilde 5 misli katlanan Necip’in, bir de sözleşmesini 5 yıl uzatmak iç transfer başarısı mı?

 

"Transferde Beşiktaş'ın 1 kuruşunu çöpe atmıyoruz" derken; Sezer, Enaramo, Dentinho, Gökhan Süzen, Sinan Kurumuş, Kiralık katil Dany, Berat, Mehmet Akgün dosyaları hiç açılmadı.

 

Niye? Takım iyi gidiyor…

 

Futbol takımının zirvede kalması bu soru ve sorunların gündeme gelmesini sadece erteler, bu da yönetime zaman kazandırmaktan başka bir işe yaramaz.

BJK Divan Kurulunda borçlar üzerinden anlamsız bir Galatasaray kıyaslaması vardı.

Yalçın Karadeniz “Onların Ada’sı var Riva’sı var, bizim neyimiz var? Diye sordu.

Akıllara Ünal Aysal geldi.

“Galatasaray küçülerek büyümez, biz borcumuzu büyüyerek ödeyeceğiz” demişti.

Ada’sı vardı.

Riva’sı vardı.

Bırakıp kaçtı.

Sayın başkan “2016’da adayım, bu borcu ben ödeyeceğim” dedi.

“Onların Ada’sı varsa bizim Adamlığımız var” çıkışı heyecan yarattı.

Finansal Fair-Play kapsamında UEFA, bu sözü 1 Milyar TL'ye eş değer görürse hiç sorun yok!

 “Erkekliğin %90’nı kaçmaktır” denilen ülkede, Adamlık 5 Para etmiyor çünkü.