08.05.2014, 00:00

'Huni'nin Sapı, Adamın Dibi

Transfer habercisi arkadaşlara duyurulur.

Yeni bir transfer sezonuna resmen girmiş bulunuyoruz. İddialar ortada!

Diego tamam. Eto'o bitmiş, diğerleri yolda..

Başlangıçta güzeldir bu dönem, heyecan vericidir ama uyarıyorum çok tehlikelidir!

Haberci, inceden bir transfer haberi verir, taraftar anında gaza gelir.

Övgüler, methiyeler, sen neymişsin be abiler; havaya sokar adamı.

Muhtemelen sana “Başgan” ya da “Reis” diye hitap ederler.

“Başgan, şu bizim şu Diego işi ne oldu”

“Reis, Eto'o senin evde kalıyormuş doğru mu”?

Sorularıyla karşılaşırsın. Makara yapıyorlar sanırsın, yanılırsın.

Sen daha ne olduğunu anlamadan, bu kutsal göreve atanmışsın.

Bir sabah uyandığında artık sen resmen Transfer Komitesi Başkanısın.

Zordur Beşiktaş’ta bu transfer dönemleri!

Bir kere, bir isim attın mı ortaya? Sonuçlarına katlanacaksın.

“Yok, kardeşim ben haberciyim, duyum alır paylaşırım bana ne” durumları da sökmez artık.

Başkan, Menajer neyse, sende o sun. Yaşanacak her şeyden sorumlusun.

Transfer sezonuna resmen girmiş bulunuyoruz.

Bu taraftar huniyi kafasına bir kere geçirdi mi, artık geri dönüşün yoktur.

Ya o söylediğin adam bu takıma gelecek, "Ya da huninin sapı bir yerine girecek"


***


Yine bir transfer dönemi yaklaşırken

Nerede o eski transfer dönemleri diyesim geliyor…

O zamanlar, bugünkü gibi donanımlı aletlerle değil; gazete, radyo ve birkaç TV kanalıyla tutulurdu Nöbet.

İnternetin henüz doğmadığı, borsanın kısa donla dolaştığı yıllardı ve biz henüz nöbet tutamayacak kadar küçüktük.

O dönemler öyleydi, bırakın bir yıldızın gelmesini, gelenin bir yıldızla benzemesi bile yeterliydi.

Örneğin, gelen topçunun “Saçları uzunsa” o bizim için tartışmasız bir yıldızdı. Hele birde kolunda dövmesi falan da varsa transferin kralı yapılmış sayılırdı.

Süleyman baba, biz küçükken hiç yıldız getirmzedi. Paramız yok derdi. Komşumuzun babası, yurt dışından çeşit çeşit yıldızlar getirirdi, biz uzaktan bakardık ama gocunmazdık.


İşte o zamanlar öğrenmişiz kendi yıldızımızı kendimiz yaratmayı.

Serpil Hamdi Tüzün, Adnan Dinçer gibi amcalar varmış, küçük atölyelerinde büyük yıldızlar yaparlarmış. Elleriyle

Şimdikilere benzemezmiş eski transfer dönemleri şte.

Dünya yıldızından anladığımız, dövmeli, uzun saçlı,  futbolcularmış sadece.

Bir zamanlar fakir ama gururlu bir genç vardı hatırladınız mı? O biziz işte.

Quaresma, Guti, Simao'ları paketleyen, Eto'o, Ronaldinho ve benzerlerini beğenmeyen.

Süleyman Seba’nın dönemin en büyük yıldızı Metin Tekin'in sözleşmesini uzatırken “Paramız yok” diyemeyip, kullandığı şu cümleyi duvara asmalıyız...
“Oğlum Sarı... Sen şeyi-şey yap. Biz şeyi-şey yaparız.”

***

"OĞLUM SARI" DEMİŞKEN;

Kocaeli’nden Beşiktaş’a getirildiğinde Üniversite'yi henüz kazanmıştı.

İnce, uzun; yakışıklı bir adamdı. Tıpkı şimdiki gibi…

Alt yapı fabrikasının bir icadı değildi ama onu çocuk yaşta bulup Beşiktaş’a kazandırmışlardı.

Sarışın, temiz yüzlü bu çocuk, dönemin teknik direktörü  Dorde Miliç’e emanet edildi.

Miliç’in, bu gence yeni yeni şans verdiği günlerdi.

Kilitlenen bir maçın son bölümünde oyuna girdi.

Attığı iki gol fırtına öncesi sessizliğinde habercisiydi.

Henüz kimsenin tanımadığı bu çocuk, o gün İnönü’yü şaşkın bakışlar arasında terk etti.

Ehliyeti yoktu. Tabi arabası da…

Maçtan sonra stadın önünden bir taksiye el etti.

Babası öne, o arkaya bindi.

Taksici Dolmabahçe'den aldığı bu genci sıradan bir taraftar sandı ve “Maç kaç kaç bitti genç” diye fısıldadı.

“2-0 Ağabey” derken gülümsedi. Çünkü bir sonra ki soru tam da çalıştığı yerden gelecekti.

Ve beklenen soruyu sordu Taksici… "Kim attı peki golleri” ?

Gülümseyerek “Ben attım ağabey, ikisini de ben attım” dedi.

Taksici kendisiyle dalga geçildiğini sanıp yanında oturan babasına tuhaf bir bakış attı.

Babası gururla arkaya dönerek şöyle dedi.

“Oğlum benim bu. Metin... Beşiktaşlı Metin Tekin."

Doğum günün kutlu olsun sarı fırtına. Nice mutlu yıllara...





Gelişmelerden Haberdar Olun

@