09.06.2011, 00:00

Hepinizi İnönü'ye Gömeriz

 Acun Ilıcalı’nın son yarışması Survivor Ünlüler-Gönüllüler kapışması Nihat Doğan’ın bizlere emanet ettiği ülkemiz de merakla takip ediliyor.

Şuana kadar yayınlanan hiçbir bölümüne denk gelemediğimden olsa gerek adam akıllı izleyemedim.
Ancak, Pascal’ı fena halde özlediğimden, birkaç gündür fırsat kolluyordum.

Haber 1903'de çalıştığım dönemde onu daha da yakından tanıdım ve bir çok şey paylaştım.

Bir gün benim evde takılırken 'Bayıla bayıla dinlediğim' bozuk Türkçesi ile döndü ve şöyle dedi:

'Abi ‘Sen, futbolcuyken mi çok seviyor beni? Yoksa şimdi ikimiz iyi arkadaş ya, hep beraber evde, ofisde, discoda, blam blam balam. Şimdi mi çok seviyor?’

Zaten, dili gelişsin diye, bir dönem sürekli Türkçe konuşmaya çalıştığımız bu adamla, yarı Türk, yarı İngiliz, biraz da Fransız dilinden bir kabile dili oluşturmuş dalgamıza bakıyorduk. Ne konuştuğumuzu da zaten bizden başka kimse anlamıyordu..

Neyse, soru şuydu: 'Abi sen beni futbolcu iken mi çok seviyordun, yoksa yakın arkadaş olduktan ve birşeyler paylaştıktan sonra mı çok sevdin'

Şimdi abi dedim. 'Sen futbolcuyken ben sana hayrandım, ama şimdi seni çok yakından tanıdım ve ben senin gibi bir adamı tanıdığım için çok şanslıyım '

Önce inanmadı. Gülerek küfür etti. Sonra da “Vallahi mi abi” dedi.
Sanki Müslüman mış gibi sürekli yemin ettirdiğinden, bende ona gülerek "Yüce İsa seni inandırsın ki öyle abi" dedim.

Pascal’ı yakından ve uzaktan tanıyanlar çok farklı iki adam tanır aslında. Uzaktan tanıyanlar onun agresif, hırçın,sert ve mesafeli  biri olarak bilirler. Yakından tanıma şansı olanlar ise aslında, çok duygusal, duyarlı, sevecen, arkadaş canlısı, dert ortağı biri görürler karşılarında.

Durup dururken 'Oğlumu özledim' diye ağlar mesela.

Veya senin moralin bozuk olduğunda ‘Abi senin kafa bozuk; neden?’ diye ısrarla sorar. Bir şekilde yapacağını yapar ve unutturur her şeyi sana.

Bir Avrupa kupası maçında takım arkadaşını kollamak için yumruğu yapıştıran adamdan,

Veya "Ölünce beni İnönüye gömün" diyecek kadar "Arızaya bağlamaktan" çok daha ötesidir Pascal.
 

Reklamları geçip konuya gelecek olursak;

Bu dağ gibi adamın gazetelere yansıyan ve herkes tarafından bilinen bir durumu da var,

2004 yılında yakalanıp yendiği bir kanser hastalığı.

6 Ay süren bir kemoterapi tedavisi ve hiç bilmediğiniz sinir edici bir güneş alerjisi.

Yarışmada taktığı kırmızı bandana da artistliğinden değil, Dominik adasında gündüzleri 40 dereceyi bulan sıcaklıktan. Alnında ki alerji yaralarını gizlemek ve o yakıcı güneşin etkilerini azaltabilmek.

Ensesinden başlayarak kafasının arka bölümünün yarısına kadar hiç saçı yok.
Ensede çıkan ve kansere dönüşen 'Ur' o bölgeden operasyona uğradığından, saçı çıkmaz o bölümde.

Kafayı sürekli tıraşlama durumu da bundan.

Şimdi o  ada da traş olamadığından, yaraları görünmesin diye "Bandana" takıyor Pascal.

Zayıflamış, yüzü çekilmiş, kasları incelmiş.

Hiç tanımasam 'Fransız asıllı Beşiktaşlı' değil de, 'Somali asıllı bir kaçakçı' sanırdım.Erimiş gitmiş.

Hani yazının başında dedim ya, birkaç gündür onu görebilmek için zaman kolluyordum diye.
Kolladığım o zamana lanet ettim.

Acun, o ada da tatil yapıp bronzlaşmış, sonra da sıkılıp Türkiye’ye dönmüş.

Stüdyo da eski Survivor-ları toplamış, ıssız adaya bağlantı yapıyor.

“Pascal’a bakın ne hale gelmiş" diyor.

Stüdyoda ki seyirciler de kahkahayı basıyor.

Pascal anlıyor 'Kendisi ile makara yapıldığını' lafa giriyor.

"Ne Acun, ne diyorsun"

Acun yine gülerek:

'Eridin, iplik gibi kaldın 15-20 kilo verdin, ne hale geldiğinin farkındamısın' diyor.

Pascal’da bu zayıflık durumunu asla kabul etmediğinden 'Yok abi 3-5 kilo falan verdim ben iyiyim' diyor.

Acun yine gülerek seyircilere dönüyor : 'Ada da ayna olmadığından ne hale geldiğini görmüyor' diyor.

Hep beraber gülüşüyorlar.

Bir Doktor arkadaşım ile konuştuktan sonra yazmaya karar verdim bu yazıyı, o da geçen gün Televizyonda görmüş Pascal’ı.

“Ya ben bu adamı iyi görmedim” dedi.

“Yok oğlum bir şey olamaz ona” dedim. (Nerden bileyim bu hale geldiğini)

Doktor ekledi, “Abi,bu tarz hastalıkları atlatan kişiler kendilerine çok iyi bakmalı, yediklerine içtiklerine, diyetlerine dikkat etmeli. Zaten hastalığı tamamen atlatmış olsalarda da, bu tür hastalar, hastalıklarının  tekrarlama riskine karşı sürekli kontrol altında tutulur, Pascal erimiş oğlum, valla ben korktum” dedi.

Bu sefer bende korktum.

Defne Joy geldi aklıma. Allah muhafaza.

Defne’nin ölümünden sonra da bir çok şey söylenmişti ya.

Hatta bir uzman, "Astım hastaları 'Aşırı tempodan' da kriz geçirebilirler, o dans yarışması da çok yorucuydu, hap veya uyuşturucu olduğunu zannetmiyorum” demişti.

Birkaç ay sonra adli tıp, olayda 'Madde kullanımı yok' raporu vermişti.

Defne'ye ne olduğunu tam olarak hiç birimiz bilmiyoruz.

Yani aşırı yüklenmelerin, bazı güç denemelerinin, kontrolsüz zorlamaların veya sağlıksız beslenme şartlarının bazı şeyleri tetiklediğini söylemek için bir doktor olmaya da gerek yok aslında.

Doktorunun kendisine iyi bakmakla zorunlu tuttuğu bir hasta, şimdilerde yaprak ve ağaç kökü yiyerek besleniyor.

Sizi bilmem ama, bu bana çok sempatik gelmiyor.

Benim tanıdığım Pascal, yarışmayı asla bırakmaz, "Kan kusar, kızılcık şerbeti içtim" der, sonuna kadar gider.

Ayrıca bu yarışmaya katılanların doktor kontrolünden geçirilip, 'Elverişlidir' raporu aldıklarını duymadım.

Öyle olsaydı, belki de Defne dans yarışmasına, Pascal’da Survivor’a katılamazdı.

Defne gitti, artık geri getiremeyiz ama Pascal’ın sağlığını da bir yarışma uğruna hiç ettiremeyiz.

Survivor, Nihat Doğan'ın namusu ise.

Pascal Nouma'da  bizim efsanemiz.

Ona da bir şey olursa Hepinizi İnönü’ye gömeriz...

Erdem Ulus

www.kartalbakisi.com

Gelişmelerden Haberdar Olun

@