“Kim şampiyon olacak?”

"Öyle bir lig mücadelesine tanık oluyoruz ki, kırk yılda bir yaşanır. Liderler haftalık, günlük değil, artık son bir-iki dakikalarla belirleniyor. Tadından yenmez bir lig var, ancak biz yılların verdiği alışkanlıkla birbirimizi yiyoruz."

GÜNDEM 29.04.2015, 03:14
“Kim şampiyon olacak?”

BİLAL MEŞE sordu DUAYEN cevapladı
ŞANSAL BÜYÜKA ile DOBRA DOBRA

 

Galatasaray veya Fenerbahçe 4. yıldızı mı takacak, yoksa Beşiktaş, efsane başkanının adını taşıyan Süleyman Seba Sezonu’nda bu şerefi mi taşıyacak?

 

Ne olacağını bilebilmek bugünden mümkün değil. Nostradamus gelse nafile! Bir haftadan üç lider çıktığı bir sezon yaşıyoruz. Bu nedenle ustamız Şansal Büyüka’ya da “Kim şampiyon olacak?” diye sormayacağız.

“Tersten gidip, kim ne yaparsa şampiyon olamaz?” diyerek söze başlayalım.
Sevgili Bilal, öyle bir lig mücadelesine tanık oluyoruz ki, kırk yılda bir yaşanır. Liderler haftalık, günlük değil, artık son bir-iki dakikalarla belirleniyor. Ortada üç takımın katıldığı şahane bir yarış var. Hatta Avrupa Ligi için oynayan iki takım da öyle... Kırk senede bir yaşadığımız bu yarışın tadını bile çıkaramıyoruz. Bize yapışan, içimize sinen, bir türlü söküp atamadığımız şüpheciliğimiz var. Her şeye, her yere, her işe kuşkuyla bakıyoruz. Oysa kaybedecek olan iki takım da dahil çok saygı duyulacak bir yarışın içindeyiz.
Tadından yenmez bir lig var, biz yılların verdiği alışkanlıkla birbirimizi yiyoruz. Kim şampiyon olamaz diyorsun... Doğal olarak en çok puan kaybeden şampiyon olamaz. Beşiktaş’ın bu hafta Trabzonspor, 33. haftada Aslantepe’de Galatasaray ile oynayacağı maçları bu yarış için önemsiyorum. Ama Fenerbahçe’nin Eskişehir’de kaybettiği puanları, Karabük’ün Beşiktaş karşısındaki direnişini gördükten sonra, kahin olsan nafile... Kimin şampiyon olacağını bilemezsin. Ama şunu söylemeliyim; son haftaya baktığımızda iştah olarak, futbol ve tempo olarak Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe’den daha iyi... Devam eder mi, onun da garantisi yok...

Düdük çalar, maç biter

Beşiktaş, averajla liderlik koltuğunda... Kardemir Karabükspor karşısında da kazandı. Ama bu futbol şampiyonluk için yeterli mi ağabey... Futbolcuların gözünde o şampiyonluk ışığını görüyor musunuz?
Uzunca bir süredir bu futbol yetmez diyoruz ama yetiyor. Ancak 90+2’deki Karabük atağı unutulacak bir pozisyon değil... Karabükspor o topu iyi kullanabilse, Beşiktaş son düzlükteki en ağır yarayı alırdı. Herkesin gözünde ne kadar şampiyonluk ışığı varsa, Beşiktaşlı futbolcularda da o kadar şampiyonluk ışığı olduğunu görüyorum. Sadece son hafta Fenerbahçeli oyuncuların Eskişehir karşısındaki ışığı ve hırsı gerçekten çok yetersizdi.

90+6’da bu gol olmasaydı, bugün Beşiktaş’taki tablo nasıl olurdu?
90+6 da gol gelmese elbette mırıldanmalar olurdu. Beşiktaş’ın avantajı darbe yerdi ama şampiyonluk yarışı devam ederdi. Bu yıl şunu da çok iyi öğrendik; Düdük çalar, maç biter... Takımların bu son dakika asılışları, gayretleri hoşuma gidiyor. Futbola ivme katıyor...

Bilic, iki haftadır çift forvetle sahada... Bunun avantaj ve dezavantajları ne oldu? Demba Ba’nın çıkarılması doğru bir karar mıydı?
Demba Ba uzunca bir süredir iyi oynamıyor. Geldiğindeki parıltısı ve üretkenliği yok. Onun için Bilic’e niye çıkarttın diyemem. Beşiktaş için konuşulması gereken Veli’nin olmadığı maçlarda yerinin dolmayışı... Düşünün, Karabük maçında orta sahada Sosa çok iyi oynadı, Tolgay, Atiba çok iyi oynadı, buna rağmen Veli arandı. Veli bitmek tükenmek bilmeyen dinamizmi  ile Beşiktaş’a en az bir vites arttırtıyor.

"Demba Ba uzunca bir süredir iyi oynamıyor. Geldiğindeki parıltısı ve üretkenliği yok."

Asaletine yakışmıyor

Pozisyona girememişsin, şut atamamışsın, rakip kaleye gidememişsin, Eskişehir’in ikramıyla öne geçmişsin. 60 dakika savunma yapıp, vaziyeti idare edip bu skoru korumaya çalışıyorsun. Bu “küçük düşünme” kulübün büyüklüğü, formanın asaleti ile çelişiyor.

Fenerbahçe, liderlik koltuğuna “emanetçi” gibi oturdu, Eskişehirspor maçıyla rakiplerine teslim etti. Etkisiz, silik futbol bir kez daha vizyondaydı. Bursa karşısında şanslıydı ancak aynı şans bu kez gerçekleşmedi.

Bu etkisizlik nereye kadar? Futbolcular herhalde işin ciddiyetinin pek farkında değil...
Geçen hafta yazdık... Fenerbahçe, Eskişehir ve Sivas deplasmanlarını kazanırsa çok avantajlı duruma geçer diye... Ama Eskişehir’de sıradan, hatta sanki hazırlık maçı oynayan bir Fenerbahçe vardı. Sahaya hocasız çıksan gene bu kadar kötü olamazsın... Fenerbahçe, Eskişehir’de bıraktığı iki puanı lig sonunda çok ama çok arayabilir.

İsmail Kartal’ın sahaya sürdüğü 11 ve hamlelerle ilgili yorumunuz...
Kabul edelim, İsmail Kartal tepeden tırnağa suçlu, peki sahadaki oyuncular ne yapıyor. Hırsı, hızı, isteği, coşkusu, çabukluğu nerede? Hep söylüyoruz, Fenerbahçe bu kadar yavaş hücuma çıkarak, bu kadar yan pasla rakip kaleye gitmeyi düşünerek  zor gol bulur. Fenerbahçe’de rakip kaleye direkt giden oyuncu ve oyun anlayışı eksikliği var.
Kartal’ın kadrosuna gelince... Webo ağzıyla kuş tutsa ilk on birin golcüsü olamaz. Bana ilk on bir başlayıp iyi bitirdiği tek maçın söyleyin. Ancak son 15 dakikaların iyi bir nöbetçi golcüsü olur. Tıpkı Semih gibi... Ancak İsmail Kartal, Eskişehir’in kendi yarı alanında geniş boşluklar bırakarak yüklendiği dakikalarda Emenike’yi oyuna almalıydı...

Fenerbahçeli mutsuz

Diego süre alamadı, Emenike, 87’de oyuna girdi. İsmail Kartal’ın bu iki isme ihtiyacı var mı?
Diego niye oynamadı, Emenike  niye oyuna geç girdi, bunlar tamam da, Fenerbahçeli ortaya konan futboldan son derece mutsuz... Pozisyona girememişsin, şut atamamışsın, rakip kaleyle gidememişsin, Eskişehir’in ikramıyla öne geçmişsin, 60 dakika savunma yapıp, vaziyeti idare edip bu skoru korumaya çalışıyorsun. Şurası çok kesin; önlem tamam ama, Fenerbahçeli sahada bu kadar korkak, bu kadar yavaş bir Fenerbahçe istemiyor... Bu “küçük düşünme” kulübün büyüklüğü, formanın asaleti ile çelişiyor.

Yasin’i kazanan Hamza Hamzaoğlu

Hamza Hoca’nın seyirci istedi diye Yasin Öztekin’i oyuna sokacağını düşünmem. Yasin’i yoktan var eden o... Yeni transfer gibi takıma kazandıran da Hamza Hamzaoğlu...

Ligin boyu kısaldıkça, stres katsayısı arttıkça, maçlar da zor geçiyor. Bunu üç büyüklerin üçünün maçında da gördük. Galatasaray, Gaziantep’i şutlarıyla dövdü ama gol de ancak 85’te geldi.

Gaziantep maçındaki 11’i görünce neler hissettiniz?
Galatasaray’ın on birini görünce  “Hamza Hoca ne kadar hücumcu varsa hepsini sahaya sürmüş” diye düşündüm. Hoca bununla da yetinmedi, sonradan da Yasin ile Bruma’yı oyuna soktu. Hücum ağırlıklı bir on bir düşünmek kadar doğal birşey olamaz. O Gaziantepspor ki, Galatasaray kalesine gelmeye bile niyeti yoktu.

Taraftar “Yasin” diye bağırdıktan sonra değişikliğe gidildi. Taraftar, Hamzaoğlu’nu kibarca uyardı mı?
Yasin’i yoktan var eden Hamza Hoca... Gidişini Hamza Hoca engellemese bugün bir başka takımda kiralık olarak oynuyor olacaktı. Yasin’i yeni bir transfer gibi kazanan Hamza Hoca... Ben Hamzaoğlu’nun seyirci istedi diye Yasin’i oyuna sokacağını düşünmem. Seyircinin bildiğini Hamza Hoca bilmiyor mu? Daha da iyisini biliyor.

Akhisar maçında Melo ve Chedjou cezalı. Yerleri doldurulabilir mi?
Melo ile Chedjou elbette önemli oyuncular... Ama Galatasaray’da geniş bir kadro var, yerleri dolar... Hakan Balta’nın yanında Semih oynar, büyük ihtimalle boşluğu doldurur. Melo sıkıntılı... Çünkü yerini dolduran ve iyi oynayan Hamit de yok.

O pankartı asanlar dünyada bile yoktu!

Beni şaşırtan, pankartlarda Denizli’nin adının olması... O pankartları asanlar (Stat sorumluları dahil) daha dünyada yoktu ama babaları- amcaları Mustafa Denizli’nin zaferlerinden sonra caddelerde-sokaklarda şeref turu atıyorlardı.

Galatasaray maçında ilginç bazı pankartlar vardı. Lig TV yorumcuları olarak sizi hedef gösteren, sarı-kırmızılılar aleyhine olduğunuzu belirten pankartlar bunlar... Neden? Fenerbahçe-Bursa maçında ofsaytı belirleyen “Pierro” yüzünden...

Pierro ile yapılacak hesaplaşma(!) neden sizinle? Piero’yu siz mi yönlendiriyorsunuz yoksa!

Pierro ile hesaplaşma yok, Pierro üstünden bizimle hesaplaşma var... Hep söylüyoruz, ofsayt bayrağını Pierro cihazı mı kaldırdı? Yardımcı hakem Orkun Aktaş kaldırdı. Sonra, “kılpayı” bir pozisyon için “ofsayt ya da değil” diyenler nasıl oluyor da bu kadar kritik bir pozisyon için bu kadar iddialı, bu kadar keskin konuşabiliyor. Herkesin bir hesabı, bir gündemi var, ona göre konuşuyorlar.

Ne yapsın Denizli?

Pankart olayına gelince... Küfür yoksa, hakaret yoksa, eleştiri hakkı herkesin var. Buna saygı duymak lazım... Beni şaşırtan o pankartlarda Mustafa Denizli’nin adının olması... O pankartları asanlar (Stat sorumluları dahil) daha dünyada yoktu ama babaları- amcaları Mustafa Denizli’nin zaferlerinden sonra ellerindeki Galatasaray bayrakları ile caddelerde-sokaklarda şeref turu atıyorlardı...

Ne yapsın Denizli? Herkesin gönlü olsun diye futbolun kurallarını, kendi doğrularını bırakıp, hatır gönül için mi konuşsun... Vicdan, emek, alınteri, hepsi hikaye... Bizim futbol dünyamızda herkes kendi çıkarlarının peşinde... Doğru, yanlış... Hak edilmiş  ya da edilmemiş, kimsenin umurunda değil... Hepimizin içinde olduğu futbol ailesinde kalite hızla yere çakılıyor.

Büyük başarılar büyüklerle gelir

Trabzonspor’un deplasman fobisi devam ediyor. Gençlerbirliği karşısında son anda puanı kurtardılar.

Avrupa’yı kendine hedefleyen bir ekibin bir takım “fobiler”le uğraşması doğru mudur?
Daha önce de sıkça yazdım; Bu sezon Trabzonspor’un kayıp yılıdır. Tarihinin en iddialı transferini yapıp, altı hafta kala, Avrupa Kupası’na nasıl katılırım diye hesap yapıyorsan, ortada başarıdan söz edemezsin. Trabzonspor bu sezon Avrupa Ligi’ne gitse bile “başarılı oldu” denemez. Şurası kesin; Büyükler, büyüklüklerini taşıyacak futbolcuları transfer etmeli... Büyük başarılar, büyük insanlarla gelir.

Yorumlar (1)
CastieL 4 yıl önce
Sen beşiktaş hakkında konuşmada biz senden birşey istemiyoruz :)