Dayanıklılığını neye borçlusun?

Biz onu savunma hattının her yerinde oynuyor diye biliyorduk ama onun kariyeri bambaşka pozisyonlarla doluymuş! Atiba Hutchinson, Kanada’da başlayıp İskandinavya üzerinden Avrupa’da devam eden futbol macerasını anlatıyor.

GÜNDEM 18.04.2016, 12:36 18.04.2016, 12:39

 Kanada’da doğdun ve orada büyüdün. Peki neden buz hokeyi değil de futbol?


Ailem Trinidad ve Tobagolu. Orada 1 numaralı spor futbol. Beni hep futbol oynamaya teşvik ettiler. Zaten arkadaşlarımın büyük kısmı da aynı şekilde futbola meraklıydı. Yani benim için pek zor olmadı.

Kendine örnek aldığın biri var mı?
Açıkçası küçükken böyle biri olmadı. Yaşım ilerledikçe televizyonda maçları izlemeye ve beğendiğim oyuncuları yakından takip etmeye başladım. Bunlardan biri de Dwight Yorke’tu. Oyun tarzını çok beğeniyordum, çok klas bir futbolcuydu. Ben de sahaya çıktığımda onun yaptığı bazı hareketleri yapmaya çalışıyordum ama tabii pek kolay olmuyordu.



Kanada’da profesyonel futbol hangi seviyedeydi? Mesela futbola başladığında kendi kendine “Bir an önce yurt dışına çıkmalıyım” dedin mi?
Genç yaşlardan itibaren bunu aklıma koymuştum çünkü benim için tek seçenekti. O dönem Kanada’da yarı profesyonel bir futbol ligi vardı, takımlar da doğal olarak düşük seviyedeydi. Sürekli farklı takımlarla deneme antrenmanlarına çıkıyordum. Ardından Avrupa’da birkaç tane takımla idmana çıktım ama yine olmadı. Bunu pek sorun etmedim çünkü o andan itibaren şansımı yurt dışında deneme konusunda kesin kararımı vermiştim; çünkü orada daha fazla seçeneğim olacaktı.

Yolun İsveç’e nasıl düştü?
Birçok takımla antrenmana çıkmıştım ama hiçbiri beni beğenmedi. Sonra İsveç’e gidip benimle ilgilenen yeni bir takımda şansımı denedim. Beni beğendiler ama yabancı sınırı sebebiyle sözleşme imzalayamadık. Teknik direktör beni başka bir kulübe tavsiye etti. En üst lige çıkma mücadelesi veriyorlardı ve altı aylık bir sözleşme teklif ettiler. Uzun süre deneme antrenmanlarına katıldıktan sonra böyle bir fırsat yakaladığım için çok mutluydum. Nihayet bir yerde kalıcı olabilme şansı önüme çıkmıştı. Teklifi kabul edip sözleşmeye imza attım. Üst lige çıktık, takımla yeni bir sözleşme imzaladım ama o yıl küme düştük!



O sezon altı gol attın ama takımın küme düştü. Kendini nasıl hissettin?

Karmaşık duygular içerisindeydim. Bireysel olarak çok iyi bir sezon geçirmiştim ama takımım ligden düşmüştü. Bu çok da mutluluk verici bir şey değil. Takım olarak çok iyi oynuyorduk ama istediğimiz sonuçları bir türlü alamadık. Yine de oynadığınız takımın ligden düşmesi her şekilde üzüntü veriyor.

O performansın sayesinde İsveç’in en büyük kulüplerinden Helsingborg’a transfer oldun. Üzüntün pek uzun sürmedi diyebilir miyiz?
Evet, öyle de denebilir. Daha iyi bir takımdı ve en üst ligde kalmak istiyordum. Elbette Avrupa’nın büyük ligleri kadar üst seviyede değildi ama kariyerim açısından önemli bir adım olduğunu düşünüyorum. Başka bir takıma gidip yedek kalmaktansa orada sürekli oynamak benim için daha iyi olacaktı. Genç bir oyuncu için çok önemli bir şey bu.

Danimarka’da geçirdiğin dönemi nasıl hatırlıyorsun? Ligin en iyi oyuncusu seçildiğine göre oldukça güzel anıların olmalı…
Evet, son sezonumda seçilmiştim. Bu ödülü kazanan başka Kanadalı oyuncu olduğunu sanmıyorum. Benim için harika bir maceraydı. İskandinavya’nın en büyük kulüplerinden birinde oynuyordum, Kopenhag’a herkes saygı duyuyordu, Şampiyonlar Ligi’nde mücadele etme fırsatı yakalamıştım… Her şey çok hızlı oluverdi; ilk senemde her maçta oynadım ve lig şampiyonluğu yaşadım.


O dönemki teknik direktörün Stale Solbakken, bir röportajında senin için “Hücum özellikleri bir merkez orta saha oyuncusu için çok etkileyici” demişti. Seni hücum hattında oynattı mı hiç?
Evet, birçok kez. Hatta ilk sezonumda daha çok iki kanatta ve forvet arkasında oynadım, daha sonra merkeze çekildim. Bundan çok keyif alıyordum çünkü hücuma katılma özgürlüğüm vardı, işin savunma kısmıyla çok ilgilenmiyordum. 20’den fazla gol attığımı hatırlıyorum. Kariyerimin en keyifli dönemiydi.

Hollanda’da üç sezon geçirdin. PSV’ye imza atarken hedeflerinin ne kadarını gerçekleştirdin? Herhangi bir pişmanlığın var mı?
Oraya gidip kendimi geliştirmek istiyordum ama şöyle bir sorun vardı: Kendi pozisyonumda oynama şansı pek bulamadım. Yani orada kaldığım üç yılda belki yarım sezon orta sahada oynamışımdır. Yine de her saniyesinden keyif aldığımı söyleyebilirim. Orada olmak çok keyifliydi çünkü hem ligde çok iyi bir futbol oynanıyor, hem de birçok yıldız oyuncuyla aynı takımda yer alıyordum. Pişmanlık konusuna gelince… Belki doğal pozisyonumda oynasam kendimi daha fazla gösterebilirdim ama her şeye rağmen oradan ayrılırken kendimi çok huzurlu hissediyordum.


18 ayda dizinden üç ameliyat geçirdin. O dönem ne kadar zorluydu?
İlki Danimarka, diğer ikisi Hollanda’daydı. Moralim çok bozuktu ama sevdiklerim sürekli yanımdaydı. Ailem ve kız arkadaşım bir an olsun yanımdan ayrılmadı. Takım arkadaşlarım da sürekli destek oldu. Üçüncü ameliyattan sonra biraz uzaklaşıp kafamı boşaltmak istedim çünkü o kadar kısa sürede böyle ciddi operasyonlar geçirmek insanın moralini yerle bir ediyor! O yüzden tamamen iyileşme sürecine konsantre olmak istiyordum.

Beşiktaş’a transferin nasıl gerçekleşti? Antalyasporlu yöneticiler kendileriyle anlaştığını ama sonra devreye Beşiktaş’ın girdiğini söylemişti. Doğru mu?
Tam değil. Onlarla bir görüşme yapmıştım ama anlaşma söz konusu değildi. Düşünmek için zaman istedim. Beşiktaş beni uzun süredir istiyordu zaten, Antalyaspor’la görüştüğümde de teklif almıştım. Beşiktaş ve İstanbul hakkında çok güzel şeyler duymuştum, aklımın bir köşesinde burada oynamak vardı. Daha sonra Hollanda’dayken beni aradılar, bir süredir görüşmeler devam ediyordu ve artık işin resmiyet kazanmasını bekliyordum.

Buraya gelmeden önce danıştığın birileri oldu mu?

PSV’den takım arkadaşım Khalid Sinouh’la konuştum. Daha önce Kasımpaşa’da kalecilik yapmıştı. Ankaragücü ve Manisaspor’da oynayan Michael Klokowski’ye de fikrini sordum. Joshua Simpson da Türkiye hakkında övgü dolu sözler sarf etti. Hepsi Beşiktaş’ın ne kadar büyük bir kulüp olduğunu söyledi, ne kadar coşkulu bir taraftara sahip olduğundan bahsetti. Süper Lig’i de çok övdüler.



Şu ana kadarki izlenimlerin nasıl?

Harika! Beklediğimden çok daha iyi olduğunu bile söyleyebilirim. Beşiktaş’ın zaten büyük bir kulüp olduğunu biliyordum ama özellikle taraftarının bu kadar ateşli olmasını beklemiyordum. Özellikle deplasman maçlarına gittiğimizde inanılmaz bir coşkuyla bizi karşılıyorlar.

Geçen sezon oynadığınız Arsenal rövanşından sonra Arsene Wenger seni Beşiktaş’ın en etkileyici oyuncusu olarak göstermişti. Sen kendini nasıl değerlendiriyorsun? Takım için ne kadar önemlisin?


Benim için büyük bir iltifat. Şu an dünyanın en iyi hocalarından biri ve onun ağzından böyle bir şey duymak insanın özgüvenini artırıyor. Takım için elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Tabii ne kadar önemli olduğuma ben karar veremem. Bir merkez orta saha oyuncusu olarak takıma enerji vermeye çalışıyorum.

Dayanıklılığını neye borçlusun? Hiç maratona katıldın mı?

O kadar abartmayın, bazen ben de yoruluyorum! Şaka bir yana, sahaya çıktığımda sürekli sınırlarımı zorlarım. Küçükken de böyleydim, sokakta sabahtan akşama kadar koşardım. Tabii artık futbol dışında koşu içeren herhangi bir aktiveye katılmıyorum.



Beşiktaş’a geldiğinden bu yana en çok gelişim gösterdiğini düşündüğün oyuncuları söyleyebilir misin?

Oğuzhan çok iyi bir oyuncu. Henüz genç, 23 yaşında ama uzun yıllardır burada oynuyormuş gibi. Kerim de genç ve gelişim gösterecek bir potansiyele sahip. Burada güçlü bir çekirdek oluşmaya başladı ve genç oyuncular uzun yıllar bu formayı giyebilecek kapasitede. Sürekli oynamaları da onlar için büyük bir avantaj. Gelecekten fazlasıyla ümitli olduğumu söyleyebilirim.

İstanbul’daki sosyal yaşantından memnun musun?

Evet. Futboldan arta kalan zamanlarımda dışarı çıkıp gezmeye çalışıyorum. İstanbul’da bugüne kadar çok güzel yerler gördüm. İstinye Park, Nişantaşı, o bölgelerdeki restoranlar… Sokakta insanlar yanıma gelip benimle konuşuyor, bana çok sıcakkanlı davranıyorlar. Sadece Beşiktaşlılar değil, Galatasaray ve Fenerbahçe taraftarları da aynı şekilde davranıyor… Şu ana kadar her şeyin benim için mükemmel gittiğini söyleyebilirim.

Türkiye’ye ilk geldiğinde seni en çok ne zorladı? Dil, yemekler, trafik…
Kesinlikle trafik! Aslında zorluktan da öte, trafikteki sıkışıklık beni adeta deli ediyor! Belki de bu yüzden pek dışarı çıkmıyorum. Toronto da bu açıdan çok kötüydü ama İstanbul’un yanına bile yaklaşamaz! Arabada öylece oturup saatlerce beklemeyi sevmiyorum. Normalde 15 dakika süren bir yolu 1 saatte gitmek bana göre değil!

Son soru: Karşılıklı oynadığın en iyi oyuncu kim?

Kesinlikle Real Madrid’li Cristiano Ronaldo. Onu durdurmak için yapabileceğiniz fazla bir şey yok!

Röportaj Recep Özerin/Fourfourtwo
Yorumlar (0)