Çarşı düzene değil "DÜZEN"e karşı

Çarşı Grubu, ırkçı saldırıların hedefi olan futbolcu Samuel Eto ve Pascal Nouma için “Hepimiz Zenciyiz” pankartıyla tribünlere çıkmıştı. Yıllar sonra Hrant Dink suikaste kurban gittiğinde ortaya çıkan ve Türkiye’nin en etkili sloganlarından biri olan “Hepimiz Ermeniyiz” kalıbı buradan esinlenmeydi.

GÜNDEM 18.04.2016, 15:10 18.04.2016, 15:12
862

 NOKTA | Armağan ÇAĞLAYAN 

Çarşı 88 dakika desibel rekorları kırarak Beşiktaş için İnönü Stadı’nı yıkarken, hiç ihmal etmeden 2 dakikayı Türkiye’nin güncel sorunlarına sıra dışı sloganlarla değinerek geçirirdi.

Kim bilir Ankara ve İstanbul’da katliam yaratan bombalar, ardı arkası kesilmeyen şehit cenazeleri, onlarca çocuğun cinsel istismara uğradığı rezaletler Çarşı Grubu’nun sloganlarına nasıl yansıyacaktı!

Bunları göremiyoruz çünkü yaklaşık iki yıldır Çarşı Grubu’nu sistematik olarak tribünlerden uzaklaştırmak için her şey yapıldı. Çarşı’nın dinamolarının evleri onlarca polisle basıldı, günlerce gözaltında tutuldular, bitmeyen davalar nedeniyle sürekli karakola gidip imza vermek durumundalar.

Baskı her biçimiyle Çarşı Grubu’nun üzerinde.

Tribünleri tek tipleştirmek için peş peşe yapılan hamleler, stadlarda neredeyse kişi başı bir kamera düşecek şekilde fişleme boyutuna vardırılan yöntemlerin hepsi Çarşı Grubu ve diğer taraftar gruplarına yönelik sindirmeyi artırıyor.

Darbe yapmakla yargılanan Çarşı, sosyal medyanın en ilgi gören taraftar grubu.  Gezi’nin rüzgarının devam ettiği günlerde davalarını izlemeye gelenlerin adliyeyi  doldurduğu günler geride kaldı. Çarşı’nın deyimiyle “yükseleni Çarşı olanlar” artık etrafta yok. Grup yine kendi kendiyle yine aynı mekanlarda ama yapayalnız…

Çarşı yalnızlığa karşı…

Kulüp yönetiminin stadı tamamlayabilmek için iktidara verdiği ilk taviz Çarşı’nın tarihe gömülmesi için her yolun önünü açmak oldu.

İnönü Stadı’nın ismi değiştirildi. İçine “arena” kelimesi eklenen diğer pek çok stad gibi, Beşiktaş’ın mabedinin ismi de tektipleştirildi. Çarşı Grubu, açılışa sokulmadı. İlk maçı izlemeye giden grup üyelerine yönelik polis aniden ve sebepsiz biçimde gaz bombası yağdırdı.

Nokta Dergisi 2007’de yine Çarşı kapağıyla çıkmıştı. Alaz Kuseyri ve Ekin Karaca’nın hazırladığı dosyanın girişinde şöyle yazıyordu:

“ ‘Çarşı neye karşı? Zaten sloganında da var; kendine de karşı. Hiçbir zaman güçlünün yanında olmadık. Biz, haklı kimse onun koluna gireceğiz, dedik. Hayat felsefemiz de bu.’ Beşiktaş’ın efsanevi amigosu Alen Markaryan’ın bu sözleri aslında Çarşı’nın neden sıradan bir taraftar topluluğu olmanın çok ötesine geçtiğini de anlatıyor.”

Şimdi Alaz ve Ekin gibi Çarşı Grubu’nun üyelerinin isimlerini vererek röportaj yapamıyoruz. Grup üyeleri tekrar evlerinin onlarca polisle basıldığı sabahlara uyanmak istemiyor. Ama söyleyeceklerini de dile getirmekten çekinmiyorlar. Sürgünde olsalar, iki yıldır stadlarına gidemeseler, açılışta ambargo yiyip, devamında gaz yeseler de Çarşı yine aynı Çarşı…

ÇARŞI DÜZENE DEĞİL ‘DÜZEN’E KARŞI
Türkiye’nin en renkli taraftar gruplarının başında gelen ‘Beşiktaş Çarşı’ üyeleri, yeni stadın açılışından sonra ilk kez Armağan Çağlayan’a konuştu. “Çarşı her şeye karşı” eleştirilerine itiraz eden Çarşı liderleri, “Çarşı kendine de karşı falan... Evet muhalefet, her şeye muhalefet o biraz yanlış olur ama sonuç itibariyle haklı ile haksızı ayırmaya çalışıyoruz yani. Düzene karşı bir şeyimiz yok ama ‘düzen’e karşı var!” diyor.

Vodafone Arena’nın açılışının Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile birlikte sadece protokol üyelerinin katılımıyla seyircisiz yapılması için “o bizim için açılış değildi” diyen Çarşı üyeleri, “Bizim için açılış, Bursaspor maçıydı. O da zaten İnönü Stadı’nın açılışıydı” diyorlar.

Haklarında açılan ‘darbe davası’nın Çarşı üyelerini sindirdiği/korkuttuğu iddialarını reddeden Çarşı üyeleri, “tribüne siyaset bulaştırmayın” eleştirileri için de “Tribünün siyasallaşması bugünlerde siyaset yapmayın demekle oluyor ancak” diye karşı çıkıyorlar.



Futboldan hiç anlamıyorum. Bana “Çarşı ile futbol konuşulmaz” dediler. Böyle birşey mi Çarşı?

Bunu size kim söyledi bilmiyorum ama biz futbolla büyüdük. Çarşı demeden önce Beşiktaş demek gerekiyor. Beşiktaş dediğiniz zaman da bütün spor müsabakaları olduğu gibi özellikle de futbol akla gelir. Beşiktaş’ın ismi de Beşiktaş Jimnastik Kulübü. Oradan bile sporla haşır neşir olduğu belli. Spor temaşası olmadan bir araya gelemez bu kadar insan. Bu kadar insan bir araya geliyor tabi bunlar semtle birlikte birbirine benzeyen insanlar ve bu taraftar grubunun adı Çarşı oluyor ama Çarşı denildiğinde 10 kişi ya da 20 kişi akla gelmez. Çarşı artık kişi olmaktan çıktı, bir ruh, bir felsefeye dönüştü.

Ben o felsefeyi anlamaya çalışıyorum.

Bu felsefeyi bana anlat deseniz ben anlatamam, anlattığım zaman şahsıma indirgemiş olurum bunu. O zaman bu benim felsefem olur ya da benim anladığım kadarıyla Çarşı felsefesi olur. 

Sosyal olaylarda Çarşı’nın bir duruşu var ama...

Eyvallah ama Çarşı’nın o duruşu ile birlikte insanlar Çarşı’yı sevdiler. Böyle birşey var, buraya yükleyelim o sorumlulukları falan. Hani bunun üzerinden gidelim.  Ülkede  ne tiyatroyla ilgili , ne sinemayla ilgili bir gruptan herhangi bir şekilde böyle dik yürüyüş göremedik yani. Yürüyüşü sadece yürüyüş anlamında söylemiyorum, dik duruş olarak söylüyorum.

Devamlı böyle duruş duruş demek de benim sinirimi bozuyor. İşte bu insanlar da bizi böyle yönlendirdiler. İşte oradan bir hareket geliyor, onu hemen Çarşı’nın üzerinden protesto ediyor insanlar, her yerde Çarşı’nın pankartı açılmaya başlandı. Bu kimi zaman hoş oldu ama kimi zaman da iş kötüye gidebilir diye de düşünmüyor değiliz. Hala da düşünüyoruz yani çünkü sonuçta hiç ummadığımız yerlerde Çarşı pankartı açıldı, görüldü yani.

Aslında Çarşı’ya ait olmayan insanlar Çarşı’nın ismini mi kullanmaya başladı?

Tabii ki...

Ne kadar tehlikeli aslında...

Tehlikeli tabi. Çünkü biz bu Çarşı’yı resmiyete bindiremediğimiz gibi, daha önce abilerimiz denedi kapatamıyorlar da. Yani sonuç itibariyle var. Ben tabi Çarşı’yı Beşiktaş çarşısı ve esnafı olarak düşünüyorum, siz hangi Çarşı’yı nerede düşünüyorsunuz ben onu bilemiyorum. Çünkü bu bize mahkemede de soruluyor. Belki orada bir art niyet var ve Çarşı ismi kullanılıyor. Ama benim içimde hiç art niyet yok, ben zaten Çarşı’yı biliyorum, çarşıda esnafım sonuçta, beni bağlamaz yani.

Taraftarların Çarşı’ya duyduğu sempatiyi neye bağlıyorsunuz, çünkü çok büyük bir sempatiyle yaklaşıyorlar.

Sempati olması normal. Beşiktaş zaten sempatik bir kulüp. Galatasaraylılar da Beşiktaş’ı sever, Fenerliler de Beşiktaş’ı sever. Galatasaraylılar ‘Fener şampiyon olmasın da Beşiktaş şampiyon olsun’ der, Fenerliler de ‘Galatasaray şampiyon olmasın da Beşiktaş şampiyon olsun’ der. Sonuçta Beşiktaş sempatisiyle birlikte Çarşı da sempatik bir grup. Süleyman Seba’dan hep bahsederiz biz. Çünkü bizim yaşımız onu görmeye yetti. Bizden önceki amcalarımız Baba Hakkılar’ı görmüşlerdir. Hep bu kişilerle özdeşleşmiş bir Beşiktaşlılık duruşu var. Bunun dışına çıkanla da bu ruhu taşımadığı zaman ‘Bu yanlış, bu Beşiktaşlı duruşuna yakışmıyor ama her şeyi geçtik sana yakışmıyor’ vs. durumuna geldiği bir kültür yani. Böyle gelmiş böyle gidiyor.

Optik büyük bir efsane değil mi?

Evet. Optik bu sempatikliğin mimarıdır. Çünkü Optik Abi gerçekten hiçbir kulüp taraftarının kendisine düşman olmadığı bir insan. Bu nadir görülen bir şeydir. Sonuçta illaki bu fanatikliğin içinde eskiden birazcık daha işte bu kamera sistemi azken veya bu kadar teknoloji yokken, insanlar sokaklarda maç günlerinin haricinde de karşılaşırlar ve kavga ederlermiş. Fanatiklik had safhadaymış. Şimdi onun onda biri bile yok. O zamanlar bile Optik Abi’ye kimse düşmanlık beslememiş. Öyle biliyoruz, öyle de gördük. Her gittiğimiz yerde Optik Abi’yi herkes karşılardı, severdi. O da öyle bir insandı, tam bir Beşiktaşlı duruşu vardı.

Twitter’de “Ben Fenerbahçeliyim ama Çarşı’yı destekliyorum” gibi şeyler okuyorum,  “Ben Galatasaraylıyım ama Çarşı’yı destekliyorum”...

Bundan önceki işimde forma arkasına yazı yazıyordum. Bize çok sayıda Galatasaraylı, Fenerbahçeli arkadaşımız ‘Çarşı yazar mısın’ diye geldi. Biz bunları yaşadık. ‘Yükseleni Çarşı’ diyoruz biz onlara. Ama bazı yerlerde de onlara kızıyoruz. ‘Şimdi hani nerdesiniz yükseleni Çarşı olanlar’ diyoruz. Çünkü bizim de yalnız kaldığımız ya da bırakıldığımız zamanlar oluyor. Hiçbir zaman o hep beraber aynı anda, aynı şeyin düşünüldüğü zamanlara tekrar dönemedik. Halbuki o bir anda oldu ve herkes aynı şeyi düşündü, herkes aynı şeyi istedi. Ama bir daha aynı duruma aynı kişiler düştü, bu sefer değişik oldu yani. ‘Şafak Sezer Kolppaçino’ yani.

Anladığım kadarıyla Çarşı da kendi içinde bölünmüş. Duyduklarım ve okuduklarımdan öyle anlıyorum.

Çarşı’nın kendi içinde bölünme gibi bir durumu değil. Tam olarak tarih olarak nerede bölünmüş?

Gezi’den sonra mesela...

Yooo... Gezi’den sonra bölünme gibi bir şey olmadı. Ama herkes bir baskının altına girdi. Tam tersi bir birleştiriciliği var Gezi’nin yani. Sonrasında bile bizim birbirimizle dayanışmamız iyiydi. Sonuçta şunu biliyoruz ki 35 tane sanık vardı. Bunların hiçbirisi vatanına ihanet edecek insanlar değildi. Biz zaten içinde Türk Bayrağı olan Beşiktaş armasına sevdalıyız.

Biz bu bayrak yere değmesin diye elimizden geleni yapan insanlarız. Biz Türk polisine veya devletine karşı herhangi bir hükmümüz veya bu konuda bir şeyimiz olamaz. Ama biz neyin peşindeyiz? Haklı/haksızın peşindeyiz. Zulüm hiç kimseye hak değildir. Birisi size bayrak uzattığı zaman orada siz onun gözüne biber gazı sıkarsanız, orada memurluktan da çıkarsınız benim gözümde. Bu vatanın memuru böyle olmamalı. Ben bunu söylemek için de sokağa çıkabilirim. Bunu söylemekten çekinmiyorum, bunu hala da söylüyorum. Çünkü biz onlarla varız, onlar bize güvenecek, biz onlara güveneceğiz. O günlerde bizden yardım istediler, biz yardımlarımızı yaptık sonuç itibariyle.



Stad açılışı hakkında ne diyeceksiniz? Vodafone Arena açılışı bütün Türkiye’ye dert oldu ya!

İnönü Stadı’nın açılışı bütün Türkiye’ye dert oldu. Neden dert oldu? Ben orada pek bir dert göremedim aslında, dert gibi değildi. Stadın açılışını Cumhurbaşkanı yapabilir, ama yani halkla yan yana gelememesi veya gelmek istememesi veya protokole açık olup da taraftara açık olmamasını ben anlayamadım. Açılışı izlemedim de zaten. Bizim açılışımız Bursaspor maçıyla oldu. O da İnönü Stadı’nın açılışıydı zaten.

Yani sizin için açılış maçla oldu...

Tabi yani... Sonuçta Türkiye’de bir sürü stat vardı hepsinin ismi değişti. Şimdi İnönü Stadı’nın ismi bizim gözümüzde gönlümüzde değişmez. Büyük ihtimal ben Bursa’nın stadına da Bursa Atatürk Stadı derim. İlla ben arenalardan bahsedeceğim diye bir şey yok. Onlar ne derse desin! Bu stad benim İnönü Stadım. Hatta bazı abilerimiz Şeref Bey İnönü Stadı da diyebilirler. İnönü Stadı da Bursa maçıyla açıldı. Protokol açılışı bizi ilgilendirmez, o protokoleydi yani. Bizim için açılış bir gün sonrası açılıştı. Beşiktaş halk takımı, zaten halka açılması gerekiyordu.

Fikret Orman ‘Beşiktaş saray takımıdır’ dedi.

Beşiktaş sarayın çalışanlarından kurulan bir takımdı. O zaman ‘Arabacılar’ diyorlar ya, Saray’ın arabalarını kullananlar genelde Beşiktaşlılardı. Sarayla eğer bir alakası varsa buradan geliyor yani.

Pazartesi günkü açılışta ne olduğunu biliyor musunuz? Ne oldu orada tam anlayamadık, niye gaz atıldı?

Ben bilmiyorum; belki sizi bu konuda hayal kırıklığına uğratacağım. Stada maça gitmedim. Açılış sizin için heyecanlı mıydı dediniz ya. İlk günkü açılışı zaten açılıştan saymıyorum. İkinci gün taraftara açıldığı için benim için açılıştır. Ama benim heyecanım hiç bitmedi ki, biz buradan ayrılmadık da. Bizim için stad sadece modernleşti. Ama özledim tabiki! En yakın zamanda ben de gitmek isterim ama Passoligsiz bir maç olması lazım. Passolig’i almayı içime sindiremiyorum.

Yok mu sizin Passolig’iniz? Bu kadar taraftarsınız yok mu?

Yok... Ama bizim Passolig almamamızın nedenleri var. 2-3 senedir konuştuğumuz bazı şeylerden bahsediyoruz ama bundan işte kastettiğim de buydu. Hani ‘Yükseleni Çarşı’ olanlar? Çarşı maça girmiyor, ama kimse bilmiyor bunu. Passolig’i biz protesto ettik. Mahkeme süreci sürdü 2 sene. İki sene boyunca bekledik. Şimdi mahkeme bitti ve Passolig’in devam etmesi kararı aldı. Bu sefer biz kendi aramızda anlaşamasak da ‘alınsın artık bu saatten sonra’ kararı aldık yani. Şimdi alan aldı ama ben gene almadım.

Çarşı artık maçlara gitmiyor mu?

Şu an gene gitmeye başladı Passolig alıp. Ama bazılarımız hala almadı daha.

Açılışta Çarşı vardı yani...

Tabii ki...

Siz de mi öğrenemediniz orada ne oldu da gaz sıkıldı?

Suyu herhalde serinlesinler diye sıkıyorlardır. Gazı da herhalde yeni bir gaz aldılarsa denemek için sıkmışlardır. (Gülüşmeler) Bakalım bunları dağıtıyor mu falan diye. Dağıtmadı herhalde. Belki yenisini bulmaları lazım. Biz bu vatanın evladıyız. Gaz da deneseler ‘dene deriz’ yani. Bir şey olmaz.

‘Yükseleni Çarşı’ olanlar açılışta bir protesto beklediler. Twitter’da öyle bir geyik döndü...

Bir gün sonra protesto olmasını ben beklemiyordum açıkçası. Ben olay günü belki bir hararet olabilir diye düşünmüştüm. O da olmadı. Çünkü zaten normalde işine gücüne giden insanların bile sonuçta normal hareket edemediği bir gündü. Yollar falan her yer kapalı, polis arama noktaları vesaire… Herhangi bir şey olmaması normal. Hiçbir yerde herhangi bir şeye tepki verilmez oldu zaten artık. Yani hep Çarşı, Çarşı, Çarşı’dan bir şey, Çarşı için önce hep birlikte Passolig davasını protesto edecektik, çünkü bizi şu an statlardan zaten uzaklaştırdılar.

Hani biz maçın 90 dakikası Beşiktaş’a bağırıyorsak artı 2 dakikası gündemle ilgili önemli bir şey söylüyorduk. Ama biz nasıl söyleyeceğiz ki? Maça gidemiyoruz. Bizim maça gitmememizin de çok haklı sebepleri var yani. İşte bu tek bir bankanın kontrolünde, kredi kartına mecbur tutuluyor.

İşte üst araması sistemi olduğu söyleniyor ama olmadığı yerler çok. Ne bileyim? Bu yani sadece bize değil sonuçta spontane Türk futbolu seyircisine de dayatılmış bir şey. Siz yarın maça gelmek isteseniz Passolig çıkartmak zorunda kalacaksınız.

Halbuki futbolla alakam yok diyorsunuz. Bir de düşünün futbolla alakası olan herkesin cebine bu kartı sokuyorlar. Bu kart senelik aidatlı bir kart, sonuçta kimse 25-35 liradan kaçmaz, kaçan da olabilir sonuçta. Bu 1 lira varken var, yokken çok önemli bir para. Biz ama bunun maddi kısmında değiliz açıkçası yani.  Ama bunun çok büyük bir rant olduğunu düşünüyoruz. Bir de bunun futbol taraftarının özgür sesini kısmayla alakalı düşünüyoruz.

Fikret Orman’a kızgın mı Beşiktaşlılar?

Bilmiyorum ki! Herkes kendi kendine düşünüyor. Twitter’a baktığın zaman Fikret Ormancılar da var, kızgın olanlar da var. Ama ben sonuçta kendi şahsi fikrim, başkan benim beklediğim gibi çıkmadı. Yani sadece stat yaptı zaten. Geldiği sezondan beri biz herhangi bir şampiyonluk göremedik. Sürekli stadı önümüze sürdü. Hani biz ne desek “İşte stat yapıyoruz”. Şimdi de bu döneme girildi “Ya adam stat yaptı”. Yapıyoruzdan şimdi de yaptı ya geçeceğiz.

Bir kulübü başkan mı şampiyon yapar?

Yani bir spor kulübünü tabi ki başkan şampiyon yapmaz. Hiç alakası yok ama başkan, spor kulübünü taraftarıyla birlikte hareket etmesini sağlarsa şampiyonluk çabuk gelir. Başkanın görevlerinden bir tanesi de odur.

Taraftarla oyuncuları buluşturabilmek.

Evet. Tabii ki buluşturacak. Birleştirici olacak. Taraftarla iç içe olacak kendisi de iç içe olacak. Böylelikle şampiyonluk gelir. Tabii ki taraftar da şampiyon yapamaz.  Başkan tek başına da yapamaz. Bu işler kulüp sporu, futbol özellikle takım oyunu. 11 kişi oynadığı zaman oluyor. Tabi 11 kişiyi bir araya getiren teknik direktör, teknik direktörü oraya koyan başkan diye de gidebilir. Şampiyonluk hep birlikte gerçekleştirilen bir şey.

Çarşı davasından sonra Çarşı biraz ruhunu kaybetti mi?

Ben öyle olduğuna inanmıyorum. Herhangi bir şeyden dolayı biz ruhumuzu kaybetmeyiz. Çünkü ruh yani bu. Bu bazı şeylerin bazı köşeleri var. Bunlardan dışarı çıkmak zaten mümkün değil. Ya zaten bizim yaşantımızla alakalı. Biz böyle gördük böyle yaşayacağız. Allah bozmazsa böyle devam edecek.

Bir ara çok okuyordum artık taraftar maçlara gitmiyor diye...

Bilmiyorum bu haberleri siz nasıl yapacaksınız ama biz haberlerde bir şey izleyemiyoruz ki. Anlatabiliyor muyum? Bir sürü yerden bir sürü şeyin önü kesiliyor. Hiçbir şeyi bu tarz net artılarımız kimseye gösteremiyoruz. Artılarımız oluyor ama artılarımızı gösteremiyoruz ki! Gösterebileceğimiz bir yer yok. Biz Passoligle ilgili protesto yaptık. Passolig, Zincirlikuyu’da bir tane şubesi olan ama şu an 30 milyon datası olan bir bankadan alınıyor.

Nasıl bu dataya sahip oluyor? Futbol taraftarlarının bütün bilgilerini siz almak isteseniz size kaç para fiyat biçerler. Bu dataya sahip olmayı herkes ister. Sonuçta bunun üzerinden telefon aramaları yapılıyor, banka kartı satılmaya çalışılıyor veya ne biçim işler yani. Bir banka Passolig’in şu an Türkiye’deki firması, tek bir bankanın üzerinden bu işleri yapıyorlar. Acayip büyük bir rant var ortada. Değişik ilişkiler var.

Biz Passolig’in çıktığı ilk maçta Fener maçında kombine kartımız olduğu halde maça girmedik, protesto ettik. Ondan sonraki Sivas maçında Sivas’a gittim maça girmedim. Orada da işte o zamanki teknik direktör Bilic’e bahsettim azıcık İngilizcemle. Passolig’den bahseder misin basın toplantısında dedim. Bize bunu söylememiz yasak dedi. Tolga’ya da bahsettim Tolga da biliyoruz ama bir şey diyemiyoruz dedi.

Aileniz rahatsız olmuyor mu bu kadar futbola düşkün olmanızdan? Muhtemelen 70’li yaşlarda bir anneniz babanız vardır. Çarşı’yla ilgili bir sürü şey okuyorlar haber dinliyorlar. Mesela size demiyorlar mı oğlum gitme, sokaklara gitme bırak artık bu işleri falan diye?

Diyorlar aslında. İlk zamanlar daha çok diyorlardı. Sonra futbol toplumsal bir olayla birleştiği yerde en çok sıkıntıyı annemle babam çekmiştir herhalde benimle ilgili. Ama ondan sonra çok gurur duyarak, gözleri yaşlarla , “helal olsun oğlum, sen doğrusun”, dediler. Başlarda böyle futbolla toplumsal olaylar birleşmemişti.

Biz o zaman gerçekten sokaklarda çok geziyorduk. O durumlarda bana kızarlardı “Ne işin var gitme artık maçlara Elazığ’a gidilir mi? İşte ne bileyim Trabzon’a otobüsle gidilir mi vs. Şimdi yine ben anneme “Antep’e gidiyorum” desem, “Ne işin var oğlum” der ama hiç Çarşı grubuyla dolaşma demiyor. Sen Çarşı grubusun, sen doğrusun diyor şu an. Babam da gurur duyuyor yani bizimle.

Organize şube ekipleri evimize kurşun geçirmez yeleklerle 15-16 kişi birden, annemle babamla ikamet ettiğim eve kapıyı kıracak gibi çalarak baskın şeklinde giriyorlar. Bu şoku annem babam yaşıyor. Bu çocuk ne yaptı diyorlar tabi. Bizimkilere sordukları ilk soru “Dokümanlar nerede”. Çok komik değil mi yani?

Bizim en büyük dokümanımız eskilerden kalma Forza Beşiktaş dergileri yani. Dergi basardık eskiden. Biz çocuktuk ağabeylerimiz basardı o dergileri saklamışım. Biz de ne doküman olabilir ki. Mühendis kardeşimin baretini suç delili diye iddianameye yazdılar. Liseden kalma muşta yüzünden en finalde ceza kestiler bana. Tabi ertelemesi var. Saçma sapan bir şey. Biz her hangi bir olay anında yakalanmadık bizi sadece telefon konuşmalarımıza istinaden evlerimizden alındık.

Aranızdaki konuşmalardan?

Tabi aramızdaki konuşmalardan. Aramızdaki konuşmalarda, benim ifade edemeyeceğim veya açıklayamayacağım bir durum olmadı. O konularda çok rahatım. Ama mesela benim tanıdığım iki arkadaşımın benimle ilgili konuşmasını da delil sayıyorlar ve onları çağırmadan bunu yapmaya çalıştılar. Bu konuyla ilgili arkadaşımla film yapmayı düşünüyoruz.

Çünkü gerçekten, İlk mahkeme bitti, biz çıkıp da rahatladığımızda direk bunun planını yaptık, çok komik. Bize sorulan sorular, bizim alınış şekillerimiz 35 kişinin birbiriyle bağlantısını bulamadılar. Anlatabiliyor muyum? 35 tane sanık var. Birbirimizle telefon konuşmamız yok. Yok gibi bir şey! İki tanesinin varsa öbür üçünün yok. Yani  net bir şey bulamadılar.

Tribün niye bu kadar siyasallaştı?

Bence tribünlerde eskiden beri siyaset var.Siyaset hayatın her yerinde var, olmalı da zaten. Sorun yok bunda. Biz burada bir sorun yaşamıyoruz. Sağcı arkadaşımızda var solcu arkadaşımız da var. Hiçbir problemimiz yok. Zamanla insanların fikirleri de değişiyor. Ben çok uzun zamandır bir siyasi kavga görmüyorum tribünlerde. Tribünün siyasallaşması bugünlerde siyaset yapmayın demekle oluyor ancak.

Siyaset yapılmıyor tribünde, zaten yapılması mümkün de değil. Siyaset yapılsa iki arkadaş birbirine düşmek zorunda kalır. Siyasete göre bir şey yok yani tribün de. Zaten herkes siyasi kimliğini dışarıda bırakıp içeri girer. Beşiktaş’ın mücadelesi için elinden geleni yapar. Ama orada haklı haksız ayırabileceğimiz bir genel toplumsal olayla ilgili slogan atıldığında ya siyaset yapmayın diye çıkış yapanlar siyasetin kralını yapıyorlar.

Çünkü insan haklı veya haksız diye ayırmak, zulüm görmesin diye kucaklamaya çalışmak hiçbir zaman siyasetle alakalı bir durum olmamıştır. Sonuç itibari ile bir slogan var. Şimdi yasak işte bu Gezi’de en çok atılan slogan... “Her yer Taksim her yer direniş” var ya onun statda bağırılmasının siyasi ne yönü olabilir ki? Hangi siyaset bunu şey yapar. Ben çok gördüm. Ülkücü de solcu da beraber ‘Her yer Taksim her yer direniş’ diye bağırıyordu. Buna siyaset yapmayın diye girişenlerde siyaseti tribünlere sokanlar yani.  

Ama şimdi ben okuyorum, Beşiktaş’ın içinde 1453 Beşiktaş grubu var, yok bilmem ne grubu var.

Bu bence organize edilmiş bir şey de olabilir ama taraftar profilini değiştirmeye çalıştıkları açık yani. Hem Passolig sistemiyle yapıyorlar hem böyle şahane şölen durumlarında, direk bize yaşatmayıp kendileri çocuk oyuncağı gibi oynuyorlar. Bu taraftarlar için futbol için çok önemli bir gündü. Kendileri top oynadılar. Biz anlamadık yani. Pas verdiler falan koskoca adamlar, takım elbiseyle. Onların işi değildi mesela.  Biz öyle olsun istemiyoruz. Ama yavaş yavaş buna doğru gidiliyor. Bunu isteyen bir taraftar profili oluşuyor yani. Bizden çıkıyor yani iş yavaş yavaş. Bizlik bir şey kalmadı. Değişti yani profil zaten. Biz haklı bir taraftar mevzusu iken Passolig’e karşı bağıramıyoruz statta. Taraftar tuhaf tuhaf bakmaya başladı. Semt ruhunu kaybetmez, burada bir şey değişmez ama öbür taraflarda ne olur bilemeyiz yani.

Stad ruhunu kaybeder...

Bu statta yine bir şey olmaz, stad ruhunu falan kaybetmez ama öbür taraflarda ne olur bilemeyiz yani. Biz onu Olimpiyat Stadı’nda falan yaşardık. Onu da yaşamadan çok şükür Olimpiyat da bitti, şimdi stadımıza döndük. Burada birşey kaybedeceğimize inanmıyorum yani.

Çarşı aslında muhalif bir gruptan oluşuyor öyle anlıyorum. Çünkü en büyük sloganı ‘Çarşı ... karşı’...

Kendine de karşı falan... Evet muhalefet, her şeye muhalefet. O biraz yanlış olur ama sonuç itibariyle haklı ile haksızı ayırmaya çalışıyoruz yani. Düzene karşı bir şeyimiz yok ama ‘düzen’e karşı var! (Gülüyor)

Bu sistem Çarşı’nın ruhunu bitirir mi?

Biz burada yaşadığımız müddetçe bitmez. Bence biteceğini düşünmüyorum yani. Az kişi değiliz, 5 kişi 10 kişi 15 kişi değiliz yani. Bu semtte yaşayan insanlar bu ruhu zaten yaşıyor. Biz semtte bir şey kaybetmedik. Türkiye eski günlerine dönse keşke! Başka yerde olan bir şey bizim canımızı sıkmıştı. Biz burada bir şeyden rahatsız değiliz ki. Televizyona bakıp Türkiye’ye sıkılırsan ayrı tabi.

Futbol toplumların afyonu denir mesela dünyada. Ama Türkiye’de futbol toplumların uyanık kalmasını sağlıyor bence. Siz de döndünüz dolaştınız futbola geldiniz işte. Yine futbol, yine Çarşı konuşuluyor mesela. Çünkü Türkiye’de başka bir çıkış yolu yokmuş gibi gözüküyor. Halbuki biz hep beraber başka çıkış yolları üretmeliyiz. Başka sivil toplum örgütleri insan haklarını aramalı.



KAYNAK: NOKTA | 
Yorumlar (5)
Sami 4 yıl önce
Pacavra sizsiniz lan.dalkavuk oglanlar gurubu. Besiktas oldugu surece Carsida olacaktir. Carsi Besiktasin en buyuk gucudur. Sizin gibi butun gun klavye basinda oturan issiz gucsuz ana, baba parasiyla yasayan sulukleremi birakacak carsi besiktas tribunlerini.siz defolun gidin lan alttaki yazilari yazanlar. Ben 50 yasinda bir adamim ama carsi gurubu besiktasa lazim diyorum.yoksa tribunler nonos gibi adamlara kalir.
kartal 4 yıl önce
çarşı BEŞİKTAŞın sırtında kambur olmayı bırakıp sadece BEŞİKTAŞ sevdalısı olmalı. taraftar bunu yapmaz mı?? taraftarın takımından bbaşka derdi olur mu. Bir tercih yapması lazım BEŞİKTAŞ mı siyaset mi. ikisi bir arada olmaz çünki.
DEFOL ÇARŞI 4 yıl önce
EVET ARTIK DÜŞÜN BU TAKIMIN YAKASINDAN. GİDİN SİYASETİNİZİ BAŞKA YERLERDE YAPIN NE MAL OLDUĞUNUZ BELLİ DEĞİL ZATEN
BJK 4 yıl önce
Çarşı denilen paçavralar en büyük Beşiktaştır. Gezi olaylarından bir kamiyon dolusu it sürü gibi geldiğinizi hiç unutmiyacağız. Oda yetmezmiş gibi beşitaş atkılarıyla bayraklarıyla gelmoştiniz taksime. Sizler kimsiniz lan beş para etmez insan gurubu.
1903 4 yıl önce
Deget ulan köpek. Çarşı hiçtir, aslolan Beşiktaştır.