“Bir Türk Takımının Şampiyonlar Ligi'ni Kazanması İmkansız“

Türkiye'de çalıştırdığı Galatasaray'ı da Beşiktaş'ı da şampiyon yaparak ülkede iyi intiba bırakan Mircea Lucescu, yaptığı açıklamada, "Bir Türk takımının Şampiyonlar Ligi'ni kazanması imkansız." dedi.

“Bir Türk Takımının Şampiyonlar Ligi'ni Kazanması İmkansız“

Türkiye'de çalıştırdığı Galatasaray'ı da Beşiktaş'ı da şampiyonyaparak ülkede iyi intiba bırakan Mircea Lucescu, yaptığı açıklamada,"Bir Türk takımının Şampiyonlar Ligi\'ni kazanması imkansız." dedi.

Ukrayna'da yaşanan iç savaştan en çok etkilenen kentlerden Donetsk'teolan ve takımına kazandırdığı şampiyonluklarla adından söz ettirenMircea Lucescu, 13 yıl sonra bir de itirafta bulundu. Lucescu, 2001'dekiGalatasaray - Real Madrid maçının devre arasında yaşanan tartışmayı ilkkez açıkladı.

O dönem vatandaşı da olan Gheorghe Hagi'nin kendisine bağırdığıiddiasını yalanlayan Lucescu, "Hagi bana bağıramaz, ben ona bağırırım.Hagi ve Jardel oyundan çıkmak istedi, onlara öyle bir bağırdık ki Jardelhemen ayakkabısını geri giydi." dedi.

Bir Türk takımının Şampiyonlar Ligi\'ni kazanmasının imkansız olduğunuda iddia eden Mircea Lucescu, o dönemde yaşadığı olaylarla ilgilihatırda olanlara verdiği cevapta ise "Okan Buruk 30. dakikada kırmızıkart gördü, şampiyonluk gitti. Beşiktaş'ta iken Samsunspor maçında düdükçalan hakem Cem Papila'yı hiç unutmuyorum. Aslında 1 hata yapmadı, 10hata yaptı. Savunma takımları kurmuyorum, beni anlamıyorlar. Türktaraftarı gibisi yok. Fenerbahçe'de antrenmana çıktım ama nefutbolculuk, ne de hocalık kısmet oldu. Türk futbolcularla çalışmak çokkolay. Sergen Yalçın çalıştığım en iyi oyunculardan biri. Tümer'i de çokseverim." ifadelerini kullandı.

Ukrayna'da yaşanan iç savaştan en çok etkilenen kentlerden Donetsk'teolan Mircea Lucescu, evinin kapılarını ilk kez tv360'a açtı. Spor Keyfiprogramının yorumcusu Ahmet Yavuz'a konuşan Lucescu, Türkiye'degeçirdiği yılları anlatırken, 13 yıldır bir sırrı da aydınlığakavuşturdu.

2001'de Galatasaray'ın Real Madrid'i konuk ettiği Şampiyonlar Ligiçeyrek final maçının devre arasında Hagi'nin, teknik direktör Lucescu'yabağırdığı ve oyun taktiğini değiştirdiği, Galatasaray'ın da bu taktikleilk yarısını 2-0 yedik durumda tamamladığı maçı 3-2 kazandığı iddiaedilmişti. Hatta Hagi de bu iddiaları doğrulayan açıklamalar yapmıştı.Ancak Rumen teknik adam, bu iddia ile ilgili ilk kez konuşurken bambaşkabir senaryoyu dile getirdi.

İşte Mircea Lucescu'nun röportajının ayrıntıları:

Shakhtar Donetsk'te 10 yılı geride bıraktınız. Kazandığınız kupaların sayısını biliyor musunuz?

Dokuz lig şampiyonluğu, beş Ukrayna Kupası, beş Süper Kupa, bir UEFA Avrupa Ligi... Toplam 19 kupa kazandım.

Biraz fazla değil mi?

Biraz fazla mı? Asla "fazla" diye bir şey yoktur. Sadece "çok" diyebiliriz.

Bu başarılarla birlikte sizin Türkiye'deki değeriniz de arttı.Galatasaray ve Beşiktaş dönemlerinizde kalitenizden kuşku duyanlar vardıama şimdi neredeyse herkes sizin muhteşem bir teknik direktörolduğunuzu düşünüyor...

İnsanların benim kalitemden neden şüphe duyduklarını anlamıyorum.Galatasaray'la Avrupa Süper Kupası'nı kazandım, ligde şampiyon oldum.Ayrıca Galatasaray'daki ilk sezonumda şampiyonluğu çok zor bir durumdakaybettik. 32'nci haftada evimizdeki Ankaragücü maçında Okan Buruk,30'uncu dakikada kırmızı kart gördü ve o maçı kaybettik. Biliyorsunuz...Beşiktaş'ta da aynı şekilde... Samsunspor maçında üç oyuncum kırmızıkart gördü. Seyircisiz maç cezası aldık. Bu yüzden şampiyonluğukaçırdık. Nihayetinde belki daha iyi olabilirdi ama Türkiye'de iyi işyaptığımı düşünüyorum.

Sonra Shakhtar Donetsk'e geldiniz...

Burada beni çok iyi bir başkan karşıladı. Hayatını futbola adamış.Aynı zamanda kulübün de sahibi. Türkiye'de bu, çok daha zor. Başkanlarseçimle geliyor ve ortalama iki yıl görevde kalıyor. Bir teknikdirektörün uzun süreli sözleşme imzalaması mümkün olmuyor. Çünkü hergelen başkan kendi teknik direktörünü getirmek istiyor. Öyle oluncateknik direktörler sadece bir yıl takımda kalıyor. Bir yılda bir takıminşa edemezsiniz. Kısa vadede kazanmak çok zor. Ancak şansla bir şeylerkazanabilirsiniz. Ben Donetsk'te aradığım her şeyi buldum. Çalışmaşartları çok iyi. Başkanın yeni stadı inşa etmesiyle birlikte Avrupa'dada iyi sonuçlar almaya başladık. Donbass Arena dünyanın en güzel stadı.Bunun gibisi yok. Türkler de gurur duymalı çünkü bu stadı inşa eden birTürk firması olan Enka.

Shakhtar Donetsk, sadece yönetimsel anlamda değil, sahada da çok başarılı bir 10 yıl geçirdi. Bunun sırrı neydi?

Bu 10 yıl içinde takım üç kez değişti. Sadece iki oyuncu sabit kaldı:Dario Srna ve Tomas Hübschman... Bu süreçte çok sayıda genç oyuncugetirdik, onları büyüttük ve büyük takımlara gitmelerine izin verdik. Bukulüp için de çok iyi çünkü aynı zamanda iyi para kazandık.

Henrik Mikhitaryan, Fred, Fernando ve Willian gibi oyuncuların ayrılmalarına üzüldünüz mü?

Elbette üzüldüm, çok iyi oyunculardı. Onlarla iyi sonuçlar aldık,kupalar kazandık. Sonra Avrupa'nın büyük takımlarına gittiler. Onlarlaçok iyi ilişkiler kurdum çünkü bu kulübe geldiklerinde henüz çokgençlerdi. Gelişmelerine yardım ettiğim için mutluyum.

Bu kadar genç ve gelecek vaat eden oyuncuyu Ukrayna'ya gelmeye nasıl ikna ettiniz?

Buraya geldiğimde işe bir oyuncu transfer ederek başladık. İtalya'dano zaman genç bir futbolcu olan Matuzalem'i getirdik. Ondan sonrabaşarılı oldukça genç Brezilyalı oyuncular gelmek istedi. Avrupakulüpleri Brezilyalı oyuncuları genellikle 25-26 yaşına geldiklerindealıyor. Çünkü kalitelerinden emin olmak istiyor. Ama biz yeteneklioyuncuları daha gençken almayı tercih ettik. Tabii onlarla çok sıkıçalıştık. Haliyle ilk bir iki yıl pek bir katkı sağlayamadılar. Sabırlaonları hazırladık ve yetiştirdik. Sonra adım adım yetenekleriylekazanmamıza yardım ettiler. Bu çok güzel bir strateji ama bu stratejiyi,kulüp sahibiyle birlikte hareket ederek hayata geçirebilirsiniz. Tıpkıbizim başkanımız gibi. Çünkü o geleceği düşünebiliyor. Eğer başkanınömrü iki yılsa protagonist davranmak istiyor, yeni oyuncular alıyor,basında hakkında iyi şeyler yazılsın istiyor. Onun için teknik direktörpek önemli değil. Hemen ilk yıl her şeyi kazanmak istiyor. Bu şekildegeleceğin takımını kurmak çok zor.

Türkiye'de savunma takımları kurmakla eleştirildiniz. Ama Shakhtar'da bunun aksini kanıtladınız...

Ama Türkiye'de savunma takımı kurduğum doğru değil! HemGalatasaray'da hem de Beşiktaş'tayken diğer takımlardan daha çok golattık. Gol averajımız da diğerlerinden daha iyiydi. Burada da durumaynı. Her sene diğer takımlardan daha çok gol atıyoruz. Taktiksel olarakdaha farklı oynadığımız doğru ama bu başka mesele.

1985 yılında “Türkleri seviyorum” şeklinde bir demeciniz var. Oysa ozaman henüz Türkiye'de çalışmaya başlamamıştınız. Bu sevginin sebebineydi?

Kimbilir neden seviyordum; hatırlamıyorum (gülüyor). O dönem DinamoBükreş'te forma giyiyordum. Türk takımlarına karşı çok maça çıktım.Statlardaki atmosferden çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Bugün de aynışekilde düşünüyorum; böyle taraftarı hiçbir yerde görmedim. SadeceDortmund taraftarı yarışır. İtalya'da bile böyle atmosfer yok. Belki debunun için “Türkleri seviyorum” demişimdir. Daha sonra Türkiye'de sokağaçıktığımda hemen herkesin futbolcuları tanıdıklarını, onlaraseslendiklerini, selam verdiklerini fark ettim. Bundan çok etkilendim.Türkler çok duygusal insanlar ve ben bunu seviyorum. Türkiye'de olduğumzaman kendimi çok iyi hissediyorum.

FENERBAHÇE'DE ANTRENMANA ÇIKTIM AMA TRANSFERİME İZİN VERMEDİLER

1978 yılında futbolculuğunuz sırasında Fenerbahçe ile idmanaçıktınız. Ardından 'Kulübüm izin verirse Fenerbahçe'ye gelirim' dediniz.Peki neden gelmediniz?

Çünkü sosyalist bir yönetim vardı ve o dönem kimse bir yeregidemezdi. Çok gençtim. Evet, Türkiye'ye geldim. Yanımda Ion Nunweillerde vardı. Kulüp izin vermeyince geri döndüm. Nunweiller, Datcu, Sasugibi oyuncular 30 yaşını geçtiği için onlara izin verdiler. 1970 MeksikaDünya Kupası'na kalma başarısı gösteren oyuncular için bir anlamda ödülgibiydi. O dönem Romen futbolu Türk futbolundan daha iyi durumdaydı.Türk takımları da Romen oyuncuların ve teknik direktörlerininpeşindeydi.

O zaman futbolcuyken Fenerbahçe formasını giymek istediniz, öyle mi?

Evet, Fenerbahçe'de çok büyük futbolcu olabilirdim. 19-20yaşlarındaydım. Dinamo Bükreş'le 1. Lig'e çıkmıştık. Oradayken ilkuluslararası maçımı Fenerbahçe'ye karşı oynadım ve gol attım. DatcuFenerbahçe forması giyiyordu. Aramız çok iyiydi. Daha sonra İtalya'daPisa'da teknik direktörlük yaparken de Fenerbahçe başkanı beni aradı veİstanbul'a geldim. Başkanla yemek yedik, kulübü gezdim. İş sadece imzayakalmıştı ama ben İtalya'da kalmaya karar verdim.

Fenerbahçe'ye gelmiş olsaydınız sizin için tarih daha farklı yazılır mıydı?

Hayat bana daha sonra Galatasaray'ı çalıştırma fırsatı verdi. SonraBeşiktaş'a gittim ama asla Fenerbahçe'ye gidemedim. Çok garip(gülüyor)... Fenerbahçe forması giyebilirdim, onların teknik direktörüolabilirdim ama ezeli rakiplerinin teknik direktörü oldum. Hayat...

Türkiye'de neyi özlüyorsunuz?

Türk oyuncularla çalışmak çok kolay. Çünkü sahada her şeyleriniveriyorlar. Yürekleriyle oynuyorlar. Tabii taktiksel anlamda veorganizasyon anlamında bazı sıkıntılar var. Ama Türk oyuncular çokhızlı, agresif ve yetenekli. Ben bu tür oyuncularla çalışmayı seviyorumçünkü öğrenmeye çok açıklar. Galatasaray'da da Beşiktaş'ta da bunuyaşadım. Hasan Şaş, Ergün Penbe, Bülent Korkmaz, Emre Belözoğlu, ArifErdem, Suat Kaya, Tayfur Havutçu, Sergen Yalçın... Sergen hayatımdaçalıştığım en iyi oyunculardan biriydi. Tümer'i de çok seviyorum. Çünküçok zeki bir oyuncuydu. Belki fiziksel olarak diğerleri kadar güçlüdeğildi ama çok zekiydi. Benim zamanımda çok iyi iş çıkardı.

Problem çıkaran oyuncu yok muydu?

Hayır yoktu. (Bir süre düşünüyor). Hiç yoktu. Hayatım boyunca hiçbirfutbolcuyla sorunum olmadı. Futbolculara onları sevdiğiniz hissinivermelisiniz. Bu çok önemli. Onları eleştirirken ya da onlardan bir şeyisterken bile anlayışlı olmanız gerek.

Gheorghe Hagi, 2001'de Şampiyonlar Ligi'nde Real Madrid'e karşı 3-2kazanılan maçın devre arasında size bağırdığını söyledi. Orada neleryaşandı?

O bana bağıramaz, ben ona bağırırım (gülüyor). O sadece cevap vermeyeçalıştı. İlk yarıda ondan sahanın her yerinde olmasını istemiştim.Galiba biraz kafası karıştı. İkinci yarı sahada kalmak istemedi. SonraJardel de ona uydu ve o da çıkmak istedi. İlk yarıyı 2-0 kaybetmiştik.Utanç vericiydi. Sonra ben bağırmaya başlar başlamaz Jardelayakkabılarını hemen geri giydi. Onlara 'Kazanmadan soyunma odasınadönmeyin' dedim. Tarihin en iyi ikinci yarı performanslarından biriydi.Aslında Pierluigi Collina nizami bir golümüzü yedi. Normalde o maç 4-2biterdi. Onlarla karşılaşmak bile önemliydi.

CEM PAPİLA'YI HİÇ UNUTMUYORUM

Kariyeriniz boyunca hakemlerden şikayet ettiniz...

Ben genellikle takımlarımı kazanmak için kurarım. Eğer hakemleryanlış karar veriyorlarsa normal olarak eleştiriyorum. Ben hatayaptığımda da herkes beni eleştiriyor. Bu çok normal. Hakemler hatayapıyor ve o hatayla maç kaybediyorsanız sinirleniyorsunuz. Mesela CemPapila (gülüyor)... Onu hiç unutmuyorum. O maçı kaybetmemiz için herşeyi yaptı. Beş futbolcumuzu oyundan attı ve şampiyonluğu kaybettik.Onun bir hata yaptığını söyleyemem çünkü en az 10 hata yaptı! Çünkü hatayapma niyetiyle maça çıkmıştı. Ama genel olarak hakemlerle bir sıkıntımyok. Sadece kötü niyet gördüğümde onlarla tartışırım.

2001-02 sezonunun başında Galatasaray oldukça güçsüz bir kadroya sahipti...

İkinci yıl çok zordu. Çünkü 12 oyuncuyu kaybetmiştik. Hagi, Taffarel,Popescu, Okan, Emre, Ümit Davala... Takımı kiralık futbolcularlayeniden inşa etmek durumundaydım. Çoğu kalitesiz isimlerdi ama hepsikazanmayı çok istiyordu. Çok profesyonel ve kazanmak isteyen bir takıminşa ettik. Ve başardık. Ligin ilk yarısında Sergen bize çok yardımetti. Daha sonra sakatlandı. Yine de ligin ikinci yarısı bizim içinmuhteşem geçti. O yıl hak ettiğim maaşı ancak Beşiktaş'ta çalışırkenalabildim (gülüyor). Kulüp adına çok zor zamanlardı. Çok sayıdaoyuncunun ayrılması da bu yüzdendi. Buna rağmen şampiyon olduk.

BEŞİKTAŞ'TAKİ TAZMİNATIMI STAT İÇİN HARCAMALARINI RİCA ETTİM

Şampiyon oldunuz ama sezon sonunda görevinize son verildi. O dönemgörev yapan rahmetli Özhan Canaydın yönetimine kırgın mısınız?

Hayır kimseye kırgın veya kızgın değilim. Her başkan kendi adamınıgetirmek ister. Özhan Canaydın, başka bir teknik direktörle çalışmakistedi, el sıkışarak ayrıldık. Bunun için tazminat bile almadım çünkühak etmediğim bir parayı almak istemedim. Bir an önce çalışmaya başlamaken iyisiydi. Beşiktaş'ta da durum aynıydı. İki yıl daha sözleşmemolmasına rağmen takımdan ayrıldım, o parayı stat inşaatı içinharcamalarını rica ettim.

Sizce en güçlü özelliğiniz hangisi? İletişim mi, yoksa taktiksel yaklaşımınız mı?

Bunun hakkında yorum yapamam. İşin uzmanlarına sormanız lazım(gülüyor). Ama dünyada en zor şey, 1 numara olmak, kazanmak... Başarılıolmak, çok fazla çalışmayı gerektiriyor. Çok iyi konsantre olmalısınız.Çok şey bilmelisiniz.

Bir günde ortalama kaç saat çalışıyorsunuz...

Her zaman... Aklımda her zaman futbol var.

2006 Dünya Kupası şampiyonu İtalya'da teknik direktör MarceloLippi'nin teknik asistanlığını yapan Adriano Bacconi, modern analizisizin keşfettiğinizi söylemişti... Bu doğru mu?

Evet doğru... 1990 yılından önce oyuncu-antrenör olduğum dönemde bunuyapmaya başladım. 15-16 yaşlarındaki bir grup çocuğu aldım, onlar adınatüm maçı analiz eden kağıtlar hazırladım. O kağıtta onların sahada neyaptıkları analiz ediliyordu. Şimdi her şey çok kolay, bilgisayarlarvar... Oyuncular kaç kilometre koştuğunu biliyor. İtalya'ya gittiktensonra Adriano Bacconi ile çalışmaya başladım. Tek tek tüm futbolcularınprofillerini çıkardık, maçı sentezledik, benim felsefeme göre oyunuyorumladık ve sonra bunları bilgisayara aktardık. O günden bugüne analizçok ilerledi ama bunu İtalya'da başlatan kişi benim. O zamana kadarantrenörler sadece maçı izliyordu.

Tüm Avrupa size saygı duyuyor, pek çok makalede taktikselyaklaşımlarınız referans gösteriliyor ama Inter'deki kısa maceranızdışında Avrupa'nın en büyük kulüplerini çalıştırma şansı bulamadınız.Neden böyle oldu?

Romanya'daki devrimden sonra ülkeyi terk ettim. Sosyalist bir ülkedengeliyordum. O döneme kadar Avrupa futboluyla hiçbir iletişimimiz,ilişkimiz yoktu. Ama 36 yaşıma geldiğimde, Corvinul Hunedoara takımındaoyuncu-antrenör oldum. Daha sonra Romanya Milli Takımı'nı çalıştırdığımsırada İtalya Milli Takımı'nı yendik. O dönem İtalya, dünyaşampiyonuydu. Bu şekilde kendimi İtalyanlara gösterme şansı buldum.Ardından beş yıl sonra Romanya'dan ayrılınca Pisa'ya, oradan daBrescia'ya gittim. Anlatmak istediğim; ben diğer hocalar gibi çalışmayabüyük takımlarla başlamadım. Bu yüzden her seferinde iyi bir teknikdirektör olduğumu ispatlamam hiç kolay değildi. Brescia'dayken Inter'edaha erken gidebilirdim ama başkan bana izin vermedi. Takımı iki kezSerie A'ya çıkarmıştım. Wembley'de Anglo-Italian Kupası'nı kazandım.Kariyerim boyunca gittiğim her yerde kupa kazandım. Romanya'yageldiğimde hemen Rapid'le Dimano'nun önüne geçtik ve kupa kazandık.Brescia'dayken Serie A o dönem dünyanın en zor ligiydi. Hatta Serie Bdaha da zordu. Teknik direktörler için muhteşem bir mücadele alanıydı.Serie A daha çok paralı başkanların yeriydi. Orada en zenginkazanıyordu. Berlusconi gibi... (Gülüyor). Juventus ve Roma da o dönemçok zengindi. Bu yüzden zirveye çıkmam mümkün olmadı. ArdındanGalatasaray ve Beşiktaş'a gittim, sonra da Shakhtar Donetsk'e... Burayagelemeden önce Avrupa'nın batısından pek çok teklifi reddettim. Çünküburayı bir teknik direktörün çalışabileceği en iyi yer olarak gördüm.Başkanın bana güvenmesi çok önemli, bu sayede çok başarılı oldum. DynamoKiev, Metalist gibi takımları geride bırakmak hiç kolay değil.

Sizce bir Türk kulübüyle Şampiyonlar Ligi\'ni kazanabilir misiniz?

Hayır, imkânsız. Şu an için bu imkânsız. Avrupa'nın doğusundan birtakımla Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale çıkmak kupayı kazanmaya eşdeğer. Çünkü bu farklı bir futbol, farklı bir tarih, farklı bir kültür.Onlar çok daha güçlü. Çok daha farklı bir ligde mücadele ediyorlar. Heryıl aynı altı-yedi takımı Şampiyonlar Ligi'nde son turlardagörüyorsunuz.

Peki Türkiye'de uzun vadede böyle bir potansiyel yok mu? Sonuçta 70 milyonluk bir ülkeyiz...

Hayır hayır. Bunun nüfusla alakası yok. Büyük takımlara bir bakın...Muhteşem bir tanınırlığa sahipler. Çok paraları var. Bir de Türkiye'yebakın... Sadece üç takım söz konusu. Spor politikasında sıkıntı var.Şampiyonlar Ligi\'ni kazanmanız için Premier Lig, La Liga, Bundesligagibi bir liginizin olması gerekir. Her zaman onlar kazanıyor. AradaPortekiz de yarışa dahil olabiliyor çünkü onların da ligi ilginç. Aynızamanda iyi oyuncular yetiştiriyorlar. Yetenekli Brezilyalı futbolcularıliglerine getirebiliyorlar. Onları profesyonel düzeye getiriyorlar veböylece kazanıyorlar. Bu göründüğü kadar kolay değil.

Türkiye'den sizi arayan çok sayıda başkan var mı?

Evet ama çok problem değil. Gayet normal. Çünkü ben Türk futbolundaniki büyük takımla başarılı olarak ayrıldım. Çok normal. Diğer taraftanben Türk futboluyla ilgili daima iyi izlenimlere sahip oldum. Türkfutbolcuları sevdim, ben de Balkanlardanım. Balkanlarla Türkler aynımantaliteye sahip. Bu yüzden arada bir doku benzerliği var ve tarihboyunca Balkan teknik direktörler burada başarılı oldu. Tabii FatihTerim gibi Türk teknik direktörlerle birlikte... Ben de iyi izlenimbıraktım, takımlarım iyi top oynadı. Bu yüzden Türk takımları tarafındanaranmam çok normal. Bununla gurur duyuyorum.

Türkiye'de gazeteler mütemadiyen sizin önümüzdeki sezon Galatasaray'ın başına geçeceğinizi yazıyor. Gerçekten öyle mi?

Galatasaray'la hâlâ çok iyi ilişkilerim var. Beşiktaş veFenerbahçe'yle de öyle. Mesela her yıl Fenerbahçe ile hazırlık maçıoynuyoruz. Bu sene Beşiktaş ve Galatasaray'la oynadık. Ben tüm butakımlarla iyi ilişkiler kuruyorum. Sadece bu kadar, daha fazlası yok.

Roberto Mancini'yle aranız nasıl?

Çok iyi arkadaşım. Ben ona saygı duyuyorum, o bana saygı duyuyor. Onuİtalya'daki günlerimden tanıyorum. Ben teknik direktördüm, o oyuncuydu.Sadece onunla değil, Bilic'le de çok iyi iletişimim var.

Peki önümüzdeki sezon ne yapacaksınız? Planınız ne?

Bu benim problemim. Başkasının değil... Yarın bir maçım var o yüzdenşimdi ayrılmam gerekiyor. Daha sonra ne olacağını hep birliktegöreceğiz...

YORUM EKLE