Bitmez dakikalardaydık

 Hasret… Eza... Cefa…
Kirazlı Metro Durağı
Olimpiyat…
Başakşehir…
Hepsine elveda.
İnönü’nün son maçında
'Hoşça kal iki gözüm' demiştik
Şimdi bütün delikanlı zamanlarda
Bu muhteşem Kartal Yuvası'na 'Merhaba’ diyor.
Sırtı yere gelmeyen bir camia
Ve nice zaferler dileyerekten zülf-i yâre koşuyoruz .

Şeref Bey Beşiktaş Stadı'nın dün geceki ilk maçında
Bir numarada heyecan oynamaktaydı
Gayrı gerisini siz düşünün
O yüzden futboldan çok sonuç beklediğimiz bir maç bu.
Hele de Konya'da Fenerbahçe’nin bıraktığı 3 puandan sonra
Tribünler dostlarının evine gidip de
Ayakkabıları çıkarayım mı çıkarmayayım mı düşüncesindeki misafir modundaydı.
Ev sahibi 'çıkarma' dese
Paldır, küldür salona dalacak.
Öyle bir sinyal bekliyor.
İlk sinyal 2 kere üst üste olmak üzere korner köşesinden geldi.
Bir cıvıltı, bir uğultu, değişik ambianslardaydık ve bunu mütemadiyen düz bir çizgi üzerinde oturtmamız gerekiyordu.
Bir ara Quaresma'nın rabonasını,
Sonra sağ beklerini dağıttığını gördüm ama sonuç çıkmadı.
İlk etapta gözlemlediğimiz 42 bin kişilik muazzam baskıdan psikolojik olarak sıyrılmamız gerektiğiydi.
Zira enerji Beşiktaş için inanılmaz yükseliyordu.
Ve bunu sindirerek lehimize çevirmemiz lazımdı.
Tam sindirmekte zorlanıyorduk ki Gomez yeni açılmış soda gibi yetişiverdi imdada: 1-0.
Sonra kronik ve klasik sorunumuz nüksetti.
Gol attıktan hemen sonra gol yeme sorunu: 1-1.
Ateşleyici ve çok dinamik bir vesileye ihtiyacımız vardı.
Bir son dakika frikiğiydi belki bu
Ama onu da kaleci çizgiden çıkardı.
Dedim ya, iyi oyun beklemiyorduk.
Bize bir şekilde gol lazımdı ve bunu mutlaka Şenol Hoca çözümlemeliydi.
Aç ve hızlı adamları sürmeliydi oyuna
İkinci yarı yine baskı yine stres yine heyecan vardı da.
Golü her an bekliyorduk da.
Ne yalan söyleyeyim Alexis'ten beklemiyordum: 2-1.
Adama o kadar laf ettik utandırdı bizi iyi mi!
Sonra film koptu.
Gomez'in penaltısı bir çok şeyin habercisiydi sanki: 3-1.
En başından beri gerekli motivasyondan bahsediyorum.
Onu kaybettiğimiz anda da bocalıyor ve gol yiyoruz: 3-2.
70. dakikadan itibaren sıkıntıya düştük yine. Stres ince ince kendini hissettirmeye başladı.
Sırf futbolcularda değil, bizde de.
Hatta Şenol Hoca bile.
Skoru korumak için Tosic ve Beck'i bir anda oyuna sürdü.
Bitmez dakikalardaydık.
En sonunda ev sahibi sofada belirdi.
"İçeri buyurun ayakkabınızı çıkarmaya gerek yok" dedi.
Biz de salona geçtik ve baş köşeye oturuverdik.
YORUM EKLE