Bir kahve muhabbeti

 Bardağın dibinde kalmış çayını yudumladı,
Bir tane daha ver gibilerinden işaret etti kahveciye,
Belli ki keyifliydi.
Semtin delikanlıları etrafında toplanmış, hayranlıklar dinliyorlardı adamı.
"O sene bu sene mi Abi?" diye sordu çocuk,
"O sene bu sene mi?" diye kendi kendine mırıldanır halde tekrar etti soruyu adam.
Sonra 'Hıh!' diye alaycı bir ses çıktı ağzından.
"Bak delikanlı" dedi.
Arabadaki radyonun frekansıyla oynar gibi,
Algınızla oynuyorlar.
Sonra arama çubuğunu istedikleri numaranın üstünde bırakıyorlar.
"Bunu dinleyin" diyorlar adeta.
Ben o sloganda bir teslimiyetçilik sezinliyorum.
Gelmeyin oltaya ,
"Nasıl yani?" diye soracak oldu çocuk.
"Bir tuzak,
Bir algı yönetimi,
Bir sus payı sanki…" devam etti.
Celallenmişti.
Son 20 senede 3 kere şampiyon olmuşuz,
Matematiğe vurdunuz mu,
7 seneye 1 şampiyonluk düşüyor.
Son şampiyonluğun üzerinden 7 sene geçti ya,
Ona vurgu yapıyorlar.
Sıranız geldi gibilerinden.
"Neden o sene her sene değil hemşerim he!
Kime yol yapıyorsun?"
Sanki içini döküyordu kardeşlerine,
Şöyle soluklandı ve devam etti;
"Hani bazı filmlerde olur ya,
Başroldeki vatandaş sinir krizine girip,
Masanın üzerinde ne varsa al aşağıya eder.
Ataç kutusu,
Kalemlik,
Yazılı, yazısız dosya,
Eski mutlu fotoğraf karesi,
Ne varsa!!!
Film hareketlenir hani,
Uçuşurlar odanın bir taraflarına,
Halbuki sağa sola savrulanların içinde,
O güne kadar yapamadığı,
İsyanlar,
Boş vermişlikler,
Pişmanlıklar,
Ve gönül dolusu gizli sevdaları vardır.
Anlatırken taşan seldeki sular gibiydi adam…
Sen de öyle yapacaksın aslında diye vurdu yumruğunu masaya.
Ne kadar oyun varsa masada,
Yok edeceksin,
Etrafında dinleyenler hak verdiklerini başlarını sallayarak belli ediyorlardı.
Bir anda elini cebine atıp bir onluk uzattı çocuğa,
'Hele' dedi.
Şuradan kurabiye alın da ağzımız tatlansın,
Sonra kendi kendine alay eder gibi tekrar etti.
Pöh o sene bu seneymiş!!!
Ha! Bir de 5 hafta kala şampiyon olundu havasına sokuyorlar bizim camiayı,
Akılları sıra rehavet pompalıyorlar.
Önündeki çayı avuçlarının içine aldı ve dudaklarına götürdü.
İlk yudumu höpürdeterek aldı.
Keyifli olduğunda hep böyle yapardı.
Ve devam etti;
Daum'un ilk geldiği seneydi,
94-95 sezonunun ikinci yarısı,
Galatasaray'a kesin şampiyon gözüyle bakılıyor.
Ama gel gör ki,
Son 3 haftaya girildiğinde bir mucize yaşanıyor.
Galatasaray peş peşe 3 maçı da kaybediyor.
G.Antep, Samsun, Antalya
Ve biz şampiyon oluyoruz iyi mi?
Yaaa! Çocuklar bu gözler neler gördü bilseniz,
Ne gitti denilen maçlara yeni başladık biz.
Hele şu son 2 sene ömrümüzden ömür gitti be,
Ne maçlar kaydı avuçlarımızdan,
O yüzden acele yok.
Taraftar ne hissederse futbolcu da onu hisseder.
Panik yok,
Rehavet yok.
Onun için son düdüğe kadar kimse konuşmasın,
Totem yapın kardeşim,
"Gitmem lazım" diye kalktı masadan adam,
Tek tek öptü çocukları,
Tam kapıdan çıkarken,
"Tribün" dedi delikanlının teki,
"Tribünler, yeni stat, eski ambiansı yakalar mıyız?"
Tam da can evinde vurmuştu çocuk.
Tam da giderayak,
Saatine baktı, gitmesi lazımdı,
Ama iki kelam etmek de şarttı.
Bilgilendirmek gerekiyordu ahaliyi…
Beşiktaş'ın son 30 yıldır kemikleşmiş bir taraftar kitlesi var.
Aidiyetçi,
Klasik,
Candan,
Eğer bu yeni stat,
Gelenekçi taraftar kesimini kaybederse,
Ruhunu kaybeder tribün,
Hep bir ağızdan çıkan uğultu rakibi boğma gücünü yükseltiyor ama
Her maçın stratejisi ayrıdır.
Bazen takımı itmen gerekir.
Bazen de tempo,
Bazı maçlar slogan maçlarıdır,
Bazen ani refleksler gerekir,
Dediğim gibi Beşiktaş tribününü var eden unsurlar yok olmamalıdır.
Görüyorum ki bazı insanlar gaflet içinde,
Bilinçsiz,
Ve geçmişini unutmakta,
Çok geç kalmıştı.
Acil gitmesi gerekiyordu,
Çocuklar dedi beni azat edin,
Başka zaman daha geniş otururuz,
Boş geçen taksiye el etti.
Taksici de Beşiktaşlı çıkmaz mı?
İndi arabadan öptü adamı,
Sonra hızla bindiler arabaya,
Taksici 'üçlü' falan diyordu ama
Son dedikleri duyulmadı,
İstanbul trafiğinde kaybolup gittiler.
YORUM EKLE