10.12.2013, 00:00

Biliriz Haddimizi Bundan Sonra!


 “Önder Özen acil Beşiktaş semtine gelmeli, Biliç’i de getirmeli… Bu tünelin ucu bomboş(!) Bir yere çıkıyor”
Mesajı yazdım ya, Asosyal medyaya...
İlk yarısı belki de 5-0 bitebilecek bir maçın berabere bitmesinin etkisiyle hırsını benden çıkartmaya çalışanlar oldu.
Ne mafyalığımız kaldı, ne de başka bir takım taraftarlığımız…
“Sen kimsin de ayağına çağırıyorsun” ile başlayan geri dönüşler vardı.
Oysa gerçekten de öyle bir amacım yoktu.
En azından sanıldığı üzere, Önder Özen ve Biliç’in ayağına sıkmayacaktım(!)
Hem meraklı değilim, çakı gibi iki sportmen adamın arasında kabadayılık yapmaya. 
Ayrıca yapsam ne olur, En fazla sopayı yer, otururum aşağıya...

Sizin ayağınıza çağırdım Abbasağa Parkına. Semtin tam ortasına
Yılda 3-5 Milyon lira kazanıp, kaybettikleri bir maçın ardından umursamaz tavırlarla sahayı terk eden gözlerden arınsınlar biraz diye. 
Birazda 3-5 kuruşun hesabını yapanlarla otursunlar bakalım aynı sofraya.
Gördüklerinden, bildiklerinden söyleyemediklerinden sıkılmışlardır belki de, ne biliyorsunuz!
Bırakalım artık anladığınız halde anlamamazlıktan gelmeyi.
Beşiktaş, bir semt takımı olduğundan çağırdım. Sadece gelmek zorunda olanların geldiği Abbasağa parkına...
Mesela, Süleyman Seba ile de oturup konuşuyoruz semtte ara sıra.
Belki çok şey konuşmuyoruz ama göz göze geliyoruz ya, yetiyor alayımıza.
Maçka’da, semtin tam ortasında, “Bordo” adında bir restoranda… Konuşmaktan kan çanağına dönen gözlerimizle bakıyoruz öylece… Bütün gece.
Ayıp mı ediyoruz?..
Sadece şunu söylemek istiyorum.
Beşiktaş büyük bir semt takımı, Semt ruhunu hep yaşatmalı…
Taraftarı, futbolcusu, yönetimi aynı havayı solumalı, aynı hisleri yaşamalı.
Barbaros Bulvarı, sadece Reina’ya giderken kullanılmamalı!

Ara sıra gelip semtin nabzı yoklanlanmalı, havası koklanmalı.
Hatırlayın 1998’in 5 Kasım akşamını. İlk yarısı 3-0 Beşiktaş’ın üstünlüğü ile biten Valerenga maçını...
Ve 2. Yarıda 3-3 gelen o maçın ardından bir taraftarın Şifo Mehmet’e haykırışlarını. Fulya tesislerinde göz göze, nefes nefese…
“Ben çocuğumu devre arasında okulun var, nasıl olsa aldık maçı diyerek uyuttum, sabah olunca ona ne diyeceğim” diye haykıran cümleleri hatırlayın.
Ya da Ferdinand’ın “Bana koşmayı Beşiktaş taraftarı öğretti. Beni eve kadar kovaladıklarında nasıl koştuysam, o günden sonra da, her maçta öyle koştum ve beni omuzlarında taşıdılar” diyerek anlattığı anılarını…
Maden işçileri tarafından kurulan bir takımın, her sezon açılışı öncesi tüm futbolcularını yerin yüzlerce metre altına indirerek “İşte siz bu insanlar için oynuyorsunuz. Kazandığınızda, yerin dibinde onlar seviniyor, kaybettiğinizde kahroluyorlar” demesi gibiydi bu davet.
Gelin ve görün dedim!  Yüreği sadece bu arma için çarpan gerçek sevdalıları.
Oysa bizim söylediğimiz gibi değilmiş bu işler.
Kulübün kasasından 400 Bin avans çekenlerle, 480 Bin hortumlayanlarla, Milyonlarca para alıp, yan gelip yatanlarla ve onlara göz yumanlarla oturmak varken, biz kimiz ki çağırıyoruz onları ayağımıza.
Hatırlattığınız iyi oldu, biliriz haddimizi bundan sonra.

Gelişmelerden Haberdar Olun

@