09.05.2012, 00:00

Beşiktaşlı Metin

 

Kocaeli’nden Beşiktaş’a getirildiğinde Üniversite'yi henüz kazanmıştı.

İnce uzun yakışıklı bir adamdı. Tıpkı şimdiki gibi…

Alt yapı fabrikasının bir icadı değildi ama onu bulup Beşiktaş’a kazandırmışlardı.

Sarışın, temiz yüzlü bu çocuk, dönemin teknik direktörü  Dorde Miliç’e emanet edildi. 

Miliç’in, yeni yeni şans verdiği günlerdi. 

Kilitlenen bir maçın son bölümünde oyuna girdi.

Attığı iki gol fırtına öncesi sessizliğinde habercisiydi.

Henüz kimsenin tanımadığı bu çocuk, o gün İnönü’yü şaşkın bakışlar arasında terk etti.

Ehliyeti yoktu. Tabi arabası da…

Maçtan sonra stadın önünden bir taksiye el etti.

Babası öne, o arkaya bindi.

Taksici Stadın önünden aldığı bu genci sıradan bir taraftar sandı ve “Maç kaç kaç bitti genç” dedi

“2-0 Ağabey” derken gülümsedi. Çünkü bir sonra ki soru tam da çalıştığı yerden gelecekti.

Ve o kilit soruyu sordu Taksici… "Kim attı peki golleri” ?

Gülümseyerek “Ben attım ağabey, ikisini de ben attım” dedi.

Taksici kendisiyle dalga geçildiğini sanıp yanında oturan babasına tuhaf bir bakış attı. Belli ki arkada oturan velede gerekli cevabı, o verir sandı.

Babası gururla arkaya dönerek şöyle dedi.

“Oğlum benim bu. Metin. Beşiktaşlı Metin."

***

Tarihin siyah beyaz sayfalarından bir hikayeyi de kendi ağzından dinleyin…

“Hiçbir zaman yıldız kaprisi yapamazdık ki biz” diye başlıyor cümleye ve devam ediyor…

Galatasaray ve Fenerbahçeli futbolcuların imza atmak için yaptığı kaprisleri, pazarlıkları imrenerek seyrederdik. 

Herkes bizden bahsederdi. Bize Beşiktaş’ın yıldızları derlerdi.

2+1’in Metin Ali Feyyaz ettiği dönemlerdi.

Yine bir kontrat dönemiydi.

Normalde böyle dönemlerde görüşmelerimiz en fazla 5 dakika sürerdi.

Oyuncular tek tek yöneticilerle görüşme odasına girer, yıllık ücret ya da sözleşme yenileme gibi konularda masaya oturur, önüne uzatılan kağıda önce imzayı atar, sonra kaç paraya imza attıklarını okuyup öğrenirlerdi…

Sarı Fırtına derlerdi... Çok gençtik ve Türkiye’nin en iyileriydik. 

Bir keresinde yöneticilerin bana uygun gördüğü yıllık ücrette anlaşamadım. Daha doğrusu yalandan kapris yaptım.

Ertesi gün Manşettim.

Metin imzalamadı!

Metin kabul etmedi!

Parayı beğenmedi!

Galatasaray Metin'e servet önerdi!

Böyle manşetler atıldı. Gülümsedim. Beşiktaş’ı bırakıp da gidebilir miydim hiç sanki.

İlk kez o dönem adımız anıldı parayla pulla.

Bir anda gözler üzerime çevrildi. Herkes daha önce görülmemiş bir sözleşmeye imza atacağımı falan hesap etti.

Ama bizimkisi kendi çapımızda bir kapristi.

Fulya’da antrenmandaydık. 

Gazeteciler doluşmuş idmanın ardından yapılacak son görüşmeyi bekliyorlardı.

Belli ki Fulya'dan çıkıp Florya'ya gideceğimi sanıyorlardı.

Bir anda uzaktan bir ses duydum.

Seslenen Süleyman Seba’ydı ve yapmam gerekeni bana gayet açık bir dille anlattı.

“Oğlum Sarı. Sen şeyi şey yap, biz şeyi şey yaparız.”

Biz de gidip, şeyi şey yaptık işte.

İmzaladık bitti.Hepsi bu.

***

Doğum günün kutlu olsun fırtına. Nice mutlu yıllara...

Erdem Ulus

Gelişmelerden Haberdar Olun

@