Aile İçinde Hüzün Çığlıkları

Beşiktaş, ligin yeni takımı Sanica Boru Elazığspor ile karşılaştı...

Samet AYBABA, bir önceki hafta kazanan takımı bozmayarak, aynı oyuncu tercihleri ve diziliş ile sahaya çıktı.

Samet Hoca, hazırlık maçları dahil, ligde 4-2-3-1 sistemi üzerinde aynı isimleri tercih ederek kadro istiktarı sağlamaya çalışıyor.

Kalede yeni transfer McGregor. Savunmada ise, Toraman, Sivok, Hilbert, Uğur Boral dörtlüsü ve hemen önlerinde Necip ve Veli ikilisi görev alıyor...

Necip ve Veli ikilisi hem savunma, hem de hücuma destek vererek Beşiktaş'ın oynamaya çalıştığı 4-2-3-1 sisteminde en önemli taşlar olarak göze çarpıyor.

Fantastik dörtlü olarak adlandırdığım (Sadece benzetme açısından) Olcay, Fernandes, Holosko ve Batuhan ise Beşiktaş'ın hücum yükünü çeken isimler.

Maçın başlarında istekli ve arzulu başlayan Beşiktaş, hücumda çoğalamamasının sıkıntısını oldukça fazla yaşadı...

Fernandes'in liderliğinde bir takım görüntüsü var. Tamam bu çok belli ama Olcay ve Holosko'nun da oyuna ve takıma katkısı daha çok artmalı.

Her iki isimde dikkatimi çeken eksik yönler, ayaklarına gelen her topda Fernandes'i arıyor olmaları. Bu onlar açısından bir eksi. Çünkü kendi yeteneklerini de zaman zaman sergilemeliler.

Aslında bu takımın genelinde oluşan bir durum. Kolaylık derecesi düşük olan maçlarda bu durum çok sırıtmaz ama güçlü rakiplere karşı, Olcay, Holosko ve Batuhan'ın Fernandes'e daha çok yardımcı olup, kendi yeteneklerinide sergilemeliler. Olcay mesela; Daha çok ceza alanı içerisine kat etmeli, inanılmaz bir tempo ile oynuyor. Bu temposunu hücumda etikili hale getirirse Beşiktaş için çok büyük bir güç olacaktır.

Batuhan Karabük maçına oranla daha etkisizdi. Bunda daha hazır olmamasının etkiside büyük. Keza Almeida'nın da dönmesi ile birlikte, ikili arasında ki rekabet oldukça çekişmeli olacak.

Aslında en büyük eksiklik son anda gerçekleşmeyen Nene transferi. Eğer Zarate ve Nene'den birisi forvet hattına kazandırılabilseydi, Beşiktaş hücumda daha etkili olurdu.

Beşiktaş çok kaliteli bir kaleci aldı. Bunu şimdiden çok net görebiliyorum. Savunma oyuncularını uyarması, hatta zaman zaman kızması. Oyun bilgisi ve topu çok çabuk kullanması artıları.

İzleyiciye verdiği güvende cabası...

Fernandes için neredeyse her yazımda özel methiyeler diziyorum. Öyle bir oynuyor ki, küçük bir çocuğun, şeker yerken mutlu olduğu kadar masumhane bir mutluluk yaşıyorum.

"Fernandes, Reina'da geziyor, eğleniyor, takım ruhu böyle mi sağlanacak Beşiktaş'ta" diye laf atanlara böyle oynayarak cevap versin, yediğin içtiğin ne varsa biz ödeyelim Fernandes.

Her şey bir tarafa. Maç kazanılır ya da kaybedilir, bunlar futbolun içerisinde var. Beşiktaş çok kuvvetli bir takım olur mu bunu zamanla göreceğiz. Ama şunu ben çok net görüyorum, Beşiktaş çok kuvetli bir Aile olacak. Oyundan çıkardığı oyuncusuna sarılan hoca, sahada arkadaşı rakiple tartışırken tüm takımın reaksiyon göstermesi... Her şeyden  daha önemlisi, oyundan çıkanından girenine kadar tüm oyuncuların alkışlandığı bir İnönü Stadyumu. Sanırım Aile sadeti dedikleri bu olsa gerek ...

Son olarak değinmek istediğim konu da desibel rekoru kıran tezahuratların yükseldiği Kapalı tribünden, tezahürat yerine hüzün çığlıklarının yükselmesi yüreğimi parçaladı.

Dip Not: Beşiktaş, futbol takımı ile birlikte Aile olmaya başlamışken, buna yönetiminde katkıda bulunup, kapalı tribün bilet fiyatlarının tekrar gözden geçirmesini rica ediyorum.

 Saygılar

Kürşat Çelikbaş
YORUM EKLE