'Yazıklar Olsun'

Süleyman Seba’nın TV 5 de yayınlanan bir programda, Fulya’da ki kendi adını taşıyan tesisleri dolaşırken yüz ifadesini göreniniz var mı?

Yazıklar olsun.

Böyle başladı, Süleyman Seba sözlerine. Biz Fulya’yı Beşiktaş Kulübü’ne kazandırırken tek düşüncemiz vardı. O da futbola, spora hizmet vermek. Yoksa biz burayı evler, apartmanlar yapalım diye almadık. Yazıklar olsun” dedi.

Bir çok kişinin hoşuna gitmedi bu açıklamalar, Seba, eski kafalılık ile suçlandı.

“Ümraniye var ya mis gibi, alt yapı orada” dendi.

Seba, “Beşiktaş’ın kurtuluşudur” dediği, alt yapının temellerini atarken, çok farklı şeyler hayal etmişti. ”Orası Beşiktaş’ın kalesi” derken de tabi.

Daha birkaç yıl evveline kadar, Beşiktaş semtinin Bir futbol semti olduğunu kanıtlayan, siyah-beyaz eşofmanlı, sırt çantalı çocuklar yok artık o yollarda.

Eminönü’nden, Taksim’den, Dolmabahçe’den, Üsküdar’dan Kabataş’tan Beşiktaş’a, oradan  da top sektirerek,Fulyaya inen Metinlerin, Alilerin, Feyyazların,Ulvilerin, Gökhanların nesilleri tükendi çünkü.

Altyapı, alt üst oldu.

Tesislerin pencerelerinin, kapılarının olmayışını, yıkık dökük görüntüyü, binanın üzerinin parçalanmış bir brandayla örtüldüğünü gören Seba, “Tesisler mezbelelik olmuş". Bu duruma düşürenlere yazıklar olsun” dedi.

Aslında o dakikalar da TV8 de de Beşiktaş’ın başka bir neferi de başka telden çalıyordu.

Başkan Demirören’e aylık 50 Bin TL maaşla danışmanlık yaptığı söylenen Sinan Engin, “Beşiktaş Forlan’ı bitirdi” diyerek Beşiktaşlının gündemini sola kaydırmayı başarıyordu.

Yani bir tarafta birileri Forlan’ı bitirirken, diğer tarafta da yine o birileri Beşiktaş’ı mı bitiriyordu.

"Fulya’nın ne önemi var ki, Ümraniye mis gibi" diyen bazı Beşiktaşlılar var.

Aslında Ümraniye güzel tabi, Avrupa standartlarında bir tesis

Özellikle profesyonel takım için bulunmaz bir nimet.

Evvel de oynamadan kaybedersen “Ulan Fulya’ya nasıl gideceğiz" derdi vardı topçularda.

Şimdilerde ise bir tek Reina ile Sorti kaldı elimizde.

Geçerken uğramasalar da, hiç olmazsa Uğrarken geçiyorlar işte.

Ferdinand, İngiltere’ye döndüğünde bir röportajında şöyle demişti.

“Ben koşmayı Beşiktaş’ta öğrendim”

Gazetecinin “Nasıl yani” sorusuna ise gülerek şu cevabı vermişti:

“Tesislerimiz semte ve dolayısıyla taraftarlara çok yakındı, kötü oynayıp kaybettiğimiz bir maçın ardından, bir anda tesislere taraftarlar gelmeye başladı, bazı oyuncular odalarından dışarıya çıkamadı ben ise,  “Bana bir şey olmaz” deyip yürüyerek arabama doğru ilerledim. Sonra da arkamda beni kovalamaya başlayan taraftarları görünce arabayı bırakıp koşmaya başladım. Fulya’dan Beşiktaş’a nasıl geldiğimi ben bile anlamadım. İşte ben koşmayı asıl o gün Beşiktaş taraftarından öğrendim”

Fulya, sadece bir tesis değildi. Bir babanın yeri geldiğinde uyguladığı otoriteydi

Gerektiğinde, yüksek bir ses tonu, sert bir bakış, gerektiğinde bir okşayış.

Tüm ailenin, akşam yemeklerinde aynı masada oturmak zorunda olduğu bir yer sofrası,

Yaramaz bir çocuğun sevk edilmeye korktuğu disiplin odası.

Hababam sınıfının babacan tavırlı Mahmut hocasıydı.

Şimdi bu okul yıkılıp yerine iş merkezleri yapıldı ya.İşte ona içerliyor Süleyman Seba.

Ama siz hala daha, “Ümraniye var, mis gibi işte ne Fulyası diyorsanız,

Yarın bir gün çok benzer bir son ile karşılaşırsınız.

Hiç acımadan yapıştırırlar lafı yüzünüze.

“Ne Dolmabahçe si kardeşim, Kazlıçeşme var ya Mis gibi işte!”.

 

Erdem Ulus

www.kartalbakisi.com

YORUM EKLE